Hukuk Genel KuruluBOZMA
T.C. YARGITAY

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

2024/472 Esas · 2025/549 Karar

Kelime ve Kanun Dizini

Yargıtay Karar Künyesi

Yargı MerciiYargıtay Hukuk Genel Kurulu
Esas Numarası2024/472
Karar Numarası2025/549
Karar Tarihi17 Eylül 2025
Hüküm TürüBOZMA

Dava Konusu ve Uyuşmazlık

6831 sayılı kanun'un 2/b maddesi kapsamında hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan taşınmaza ilişkin kullanıcı şerhi verilmesi

Yargılama Aşamaları Haritası

  1. 1. Aşama

    İlk Derece Mahkemesi

    davanın kabulüne
  2. 2. Aşama

    İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi

    Direnme hükmü
  3. 3. Aşama · bu karar

    YARGITAY

    BOZMA

Süreç kaydındaki diğer halkalar: İstinaf · ilk derece hükmü · İnceleme konusu karar

Mahkemesi
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
Sayısı
2022/2634 E., 2022/2650 K.
Hüküm kalemleri (1)
  • Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Karardan Alıntı (Uyuşmazlık Tanımı)
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dosya kapsamı ve toplanan deliller gözetildiğinde davacı tarafın 3402 sayılı Kanun’un ek 4. maddesi uyarınca dava konusu taşınmazda fiili kullanımı bulunduğunu ispat edip edemediği noktasında toplanmaktadır.
* Bu metin doğrudan karar tutanağından alıntılanmış olup, mahkemenin uyuşmazlığa ilişkin tespitini içerir.

Dilekçede Kullanılabilir İçtihat ve Gerekçe Pasajları

Bu kararda mahkemenin hükmüne esas teşkil eden 22 gerekçe pasajı tespit edilmiştir.

Gerekçe Pasajı 1267 karakter
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dosya kapsamı ve toplanan deliller gözetildiğinde davacı tarafın 3402 sayılı Kanun’un ek 4. maddesi uyarınca dava konusu taşınmazda fiili kullanımı bulunduğunu ispat edip edemediği noktasında toplanmaktadır.
Gerekçe Pasajı 7653 karakter
6292 sayılı Kanun’un 1. maddesinde Kanun’un amacı; 31.08.1956 tarihli ve 6831 sayılı Kanun’un 2. maddesi gereğince, Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi, yeni orman alanlarının oluşturulması, nakline karar verilen Devlet ormanları içinde veya bitişiğinde bulunan köyler halkının yerleştirilmesi ve orman köylülerinin kalkındırılmasının desteklenmesi ile Hazineye ait tarım arazilerinin satışına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi olarak ifade edilmiş, 6831 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler ile Hazineye ait tarım arazileri hakkında uygulanacağı açıklanmıştır.
Gerekçe Pasajı 81109 karakter
Anılan Kanun’un genel gerekçesinde bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş ve ormana geri dönüşümü artık mümkün bulunmayan ve özellikle yerleşim alanı olarak işgal edilerek kullanılan bu alanlarda; imar planları yapılamaması yüzünden şehircilik anlayışı ve planlama ilkelerine aykırı oluşmuş çarpık yerleşim alanlarının varlığı nedeniyle düzenli ve planlı kentleşmenin yapılamadığı, oluşan fiili durum sonrasında bu alanlardaki yerleşim yerlerine götürülmek zorunda kalınan kamu yatırımlarının yapılmasının zorluğu, bu alanların orman sınırları dışına çıkartıldıkları tarihler itibarıyla yaklaşık 10 ilâ 30 yıldır herhangi bir bedel ödenmeksizin kullanıcılarının tasarrufunda bulunduğu ve bu alanların kullanıcıları tarafından haricen yapılan satışlarla el değiştirdiği, bu yerlere ilişkin olarak Devlet ile vatandaşlar arasında uzun süren hukuki ihtilafların meydana geldiği, Devletin bu yerleri tasarruf edememesi sebebiyle önemli ölçüde gelir kaybının oluştuğu belirtilerek bu alanlarla ilgili fiili durumun hukuki zemine kavuşturulmasının bir zorunluluk hâline geldiği ifade edilmiştir.
Gerekçe Pasajı 11603 karakter
Ayrıca belirtmek gerekir ki; taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı zilyetlik yoluyla edinilmelerini düzenleyen 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713. ve 3402 sayılı Kanun’un 14. maddelerinde mülkiyet kazanımı için aranan davasız (çekişmesiz-nizasız) ve aralıksız (fasılasız) yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulundurma koşulu 3402 sayılı Kanun’un Ek 4. maddesine göre yapılan kullanım kadastrosunda taşınmazı kullanan kişinin tespitinde aranmamaktadır. Zira kazandırıcı zamanaşımı yoluyla edinimde Kanun zilyet olunmasını ararken kullanım kadastrosunda fiilî kullanımı esas almaktadır.
Gerekçe Pasajı 13664 karakter
Eldeki davada dahili davalı olan ...'ın, Hazineye husumet yönelterek dava konusu 1873 ada 15 parsel sayılı taşınmazın kullanıcısı olduğunu iddia ederek lehine kullanıcı şerhi verilmesi istemli açtığı dava neticesinde Beykoz Sulh Hukuk Mahkemesinin 09.04.2013 tarihli ve 2012/417 Esas 2013/633 Karar sayılı ilâmı ile; davanın kabulüne ve 1873 ada 15 parsel sayılı taşınmazın beyanlar hanesine ''İş bu taşınmaz ... oğlu ...'ın fiili kullanımındadır'' şerhinin yazılmasına karar verildiği, kararın 26.02.2014 tarihinde kesinleşmesi üzerine anılan şerhin dava konusu taşınmazın tapu kütüğüne 14.03.2014 tarihli ve 2020 yevmiye numaralı işlemle işlendiği anlaşılmıştır.

Karar Özeti ve Gerekçe Analizi

Dosya sırasıyla İlk Derece Mahkemesi ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi aşamalarından geçmiştir. Yargıtay, direnme hükmünü bozmuştur. Gerekçe (karar metninden): “C. Uyuşmazlık Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dosya kapsamı ve toplanan deliller gözetildiğinde davacı tarafın 3402 sayılı Kanun’un ek 4. maddesi uyarınca dava konusu taşınmazda fiili kullanımı bulunduğunu ispat edip edemediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe”

Kararın Tam Metni

23.555 karakter · metni göster

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2022/2634 E., 2022/2650 K.

ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 01.06.2022 tarihli ve

2021/7961 Esas, 2022/5191 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki kullanıcı şerhi verilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı Hazine vekili ile dahili davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarılan İstanbul ili Beykoz ilçesi ... Mahallesinde kâin 1873 ada 15 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışması sırasında müvekkilinin kullanıcısı olduğunun kayıt altına alınmadığını, müvekkilinin dava konusu taşınmazı 1986 yılında kayınbabası ...’den bedeli karşılığında satın aldığını, ancak gemici olan müvekkilinin seferde bulunduğu sırada kadastro çalışmaları yapıldığından mahallinde hazır bulunamadığını ileri sürerek dava konusu taşınmazın müvekkilinin kullanımında olduğunun tapu kaydına şerh verilmesini istemiş, 06.08.2014 tarihli dilekçesi ile; dava ile ilgisi bulanan ...’ın davaya dahil edilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

1. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; zilyetliğin şahsi hak niteliğinde olduğunu, şerhe ilişkin taleplerin dava yoluyla genel mahkemelerden istenemeyeceğini, ancak kullanım kadastrosu sırasında ileri sürülebileceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

2. Dahili davalı ... vekili yargılama aşamasında sunduğu beyan dilekçesi ile; Beykoz Belediye Meclisinin aldığı karar ile 6292 sayılı Kanun’un 8. maddesi kapsamında ... Mahallesindeki 2/B taşınmazlarının Beykoz Belediyesi adına tescilinin uygun bulunduğunu ve taşınmazların tescil edildiğini, eldeki davanın daha sonra açıldığını, dava konusu taşınmaz Hazine adına tescilli olmadığından davanın dinlenemeyeceğini, müvekkili tarafından açılan dava neticesinde dava konusu taşınmazın müvekkilinin kullanımında olduğunun tapuya şerh verildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 13.06.2017 tarihli ve 2014/160 Esas, 2017/274 Karar sayılı kararıyla; toplanan tüm deliller değerlendirildiğinde dava konusu taşınmazın davacının kullanımında olduğu, davacının taraf olmadığı Beykoz Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/417 esas sayılı dosyasında dava konusu taşınmazın davalı ...'ın kullanımında olduğuna yönelik tespit yapılmış ise de anılan dosyada dinlenen tanıkların itibar edilebilecek bilgiye dayalı beyanlarda bulunmadıkları gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu 1873 ada 15 parsel sayılı taşınmazın beyanlar hanesindeki ‘’İşbu taşınmaz ... oğlu ...’ın fiili kullanımındadır’’ ibaresinin kaldırılarak dava konusu taşınmazın beyanlar hanesine ‘’İşbu taşınmaz ... oğlu ...’ın fiili kullanımındadır’’ ibaresinin şerhine karar verilmiş, kararın davalı Hazine vekili ile dahili davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesinin 02.11.2017 tarihli ve 2017/2086 Esas, 2017/2046 Karar sayılı kararıyla; eksik inceleme ve araştırma neticesinde karar verildiği, tanık beyanlarından dava konusu taşınmazın davacı ya da davalının fiili kullanımında olduğunun netleştirilemediği, davalı ...’ın sunduğu emlak vergi kayıtlarının değerlendirilmediği, güncel tapu kaydının celp edilmediği, mahalli bilirkişi ve tespit bilirkişileri ile mahallinde yeniden keşif icra edilerek toplanan ve toplanacak deliller değerlendirilerek bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-a maddesi gereğince hükmün ortadan kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmiş, İlk Derece Mahkemesinin 09.04.2019 tarihli ve 2018/5 Esas, 2019/97 Karar sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazın güncel tapu kaydı ilgili tapu müdürlüğünden celp edilip tespit bilirkişileri ve taraf tanıkları eşliğinde mahallinde yeniden keşif icra edilerek yapılan yargılama neticesinde önceki gerekçesine ek olarak, keşif sırasında dinlenen tespit bilirkişileri ve taraf tanıkları beyanlarından davacının taşınmazda ekonomik amacına uygun asli zilyetliği bulunduğunun anlaşıldığı, emlak vergilerinin beyan üzerine alındığı ve dahili davalı ...’ın dava açıldıktan sonra vergileri ödediği gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu 1873 ada 15 parsel sayılı taşınmazın beyanlar hanesindeki ‘’İşbu taşınmaz ... oğlu ...’ın fiili kullanımındadır’’ ibaresinin kaldırılarak dava konusu taşınmazın beyanlar hanesine ‘’İşbu taşınmaz ... oğlu ...’ın fiili kullanımındadır’’ ibaresinin şerhine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili ile dahili davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 25.03.2021 tarihli ve 2019/2405 Esas, 2021/698 Karar sayılı kararıyla; 5831 sayılı Kanun ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu’na (3402 sayılı Kanun) eklenen ek 4. maddesi gereğince kullanıcı tespiti yapılan taşınmazlarda kim ya da kimler lehine kullanıcı şerhi verileceği belirlenirken tespit tarihi itibarıyla taşınmazda fiili kullanımın bulunması gerektiği, somut olayda davacının tespit tarihinde fiili kullanıcı olduğunu ispat edemediği gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.2 maddesi gereğince hükmün ortadan kaldırılmasına, yeniden hüküm tesisi ile davanın reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ''...3402 sayılı Kanun'un Ek-4. maddesi uyarınca "6831 sayılı Kanun'un 20.06.1973 tarihli Kanunla değişik 2. maddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı, kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle bu Kanun'un 11. maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edilir" hükmünü taşımaktadır. "Kullanım kadastrosu" olarak isimlendirilen bu çalışmanın amacı, 2/B sahalarını, fiili kullanım durumlarını dikkate alarak parsellere ayırmak ve bu taşınmazları 2/B alanı olarak Hazine adına tescil ederken, taşınmazlar üzerinde tespit günü itibariyle fiili kullanımı bulunanları ve muhdesatları tespit ederek tapunun beyanlar hanesinde göstermektir.

Somut olayda, davacı ...’ın gemi kaptanı olduğu, uzun süren seferlere çıktığı, ancak bu seferler sırasında, taşınmaza komşu olan kişilerin feri zilyet sıfatıyla bahçe olarak taşınmazı kullanmalarına davacının izin verdiği, dolayısıyla Kanun’un aradığı anlamda taşınmaz üzerinde asli zilyeliğinin bulunduğu keşif sırasında alınan beyanlar ve dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır. Buna göre, kullanım kadastrosu tespiti sırasında taşınmazın davacı tarafından kullanıldığının belirlenmiş olması karşısında davanın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesi doğru olmamıştır'' gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ek olarak, teknik bilirkişi raporuna göre dava konusu taşınmazın %60-70 oranda eğimli olduğu, üzerinde herhangi bir yapı ve tesis bulunduğunun iddia ve ispat edilmediği, davacı tarafın kullanım şekline dair somut bir açıklamada da bulunmadığı belirtilerek direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili; müvekkilinin gösterdiği tanık beyanları ile müvekkilinin dava konusu taşınmazın kullanıcısı olduğunun kanıtlandığını, ancak Bölge Adliye Mahkemesinin tanık beyanlarını hatalı değerlendirdiğini, dahili davalı ...'ın ise lehine kullanıcı şerhi verilen dava sırasında dinlettiği tanıkların soyut ve duyuma dayalı beyanlarda bulunduğunu, fiili kullanıma ilişkin herhangi bir bilgi ve belge ortaya koyamadığını, emlak vergilerinin beyana dayalı ve dava açıldıktan sonra yatırıldığını, dinlenilen tespit bilirkişilerin dahili davalı ...'ı tanımadıklarını beyan ettikleri, dava konusu taşınmazın Beykoz Belediye Başkanlığına devredilmediğinin güncel tapu kayıtları ile sabit olduğunu, delillerin takdirinde hataya düşüldüğünü ileri sürerek hükmün bozulmasını istemiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dosya kapsamı ve toplanan deliller gözetildiğinde davacı tarafın 3402 sayılı Kanun’un ek 4. maddesi uyarınca dava konusu taşınmazda fiili kullanımı bulunduğunu ispat edip edemediği noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

1. 6831 sayılı Kanun’un 2/B maddesi

2. 3402 sayılı Kanun'un Ek 4. maddesi

2. Değerlendirme

1. Dava, 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi kapsamında Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan taşınmaza ilişkin kullanıcı şerhi verilmesi istemine ilişkindir.

2. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal mevzuatın irdelenmesinde fayda bulunmaktadır.

3. 3402 sayılı Kanun'a 15.01.2009 tarihli ve 5831 sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 8. maddesi ile eklenen ek 4. maddesinin 1. fıkrasında, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 20.06.1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanun'la değişik 2. maddesi ile 23.09.1983 tarihli ve 2896 sayılı, 05.06.1986 tarihli ve 3302 sayılı Kanunlarla değişik 2. maddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle, bu Kanun'un 11. maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edileceği hükme bağlanmıştır.

4. "Kullanım kadastrosu" olarak isimlendirilen bu çalışmanın amacı, 2/B sahalarını, fiili kullanım durumlarını dikkate alarak parsellere ayırmak ve bu taşınmazları 2/B alanı olarak Hazine adına tescil ederken, taşınmazlar üzerinde fiili kullanımı bulunanları ve muhdesatları tespit ederek tapunun beyanlar hanesinde göstermektir. Bu maddeye göre kullanım kadastrosu sırasında beyanlar hanesinde kullanıcı olarak gösterilebilecek kişiler, kadastro tespiti sırasında çekişmeli taşınmazı fiilen kullanan kişilerdir.

5. Kullanım kadastrosu sırasında, hakkında kullanım kadastrosu tespit tutanağı düzenlenen taşınmazların beyanlar hanesinde yer alan ya da alması gereken kullanıcı ve muhdesat şerhlerine ilişkin olarak askı ilan süresi içinde kadastro mahkemesinde, askı ilanından sonra ise genel mahkemelerde kullanım kadastrosuna itiraz davası açılmasının mümkün olduğu hususu tartışmasızdır. Kadastro mahkemelerinde askı ilanı içinde 3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesi gereğince açılacak davalar kullanıcı şerhine ilişkin olup söz konusu taşınmazın mülkiyeti Hazineye ait olduğundan mülkiyet hakkı bakımından değerlendirme yapılması mümkün değildir.

6. Diğer taraftan 19.04.2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun (6292 sayılı Kanun) 26.04.2012 tarihli ve 28275 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş, aynı Kanun'la 17.10.1983 tarihli ve 2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanun ile 16.02.1995 tarihli ve 4070 sayılı Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.

7. 6292 sayılı Kanun’un 1. maddesinde Kanun’un amacı; 31.08.1956 tarihli ve 6831 sayılı Kanun’un 2. maddesi gereğince, Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi, yeni orman alanlarının oluşturulması, nakline karar verilen Devlet ormanları içinde veya bitişiğinde bulunan köyler halkının yerleştirilmesi ve orman köylülerinin kalkındırılmasının desteklenmesi ile Hazineye ait tarım arazilerinin satışına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi olarak ifade edilmiş, 6831 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler ile Hazineye ait tarım arazileri hakkında uygulanacağı açıklanmıştır.

8. Anılan Kanun’un genel gerekçesinde bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş ve ormana geri dönüşümü artık mümkün bulunmayan ve özellikle yerleşim alanı olarak işgal edilerek kullanılan bu alanlarda; imar planları yapılamaması yüzünden şehircilik anlayışı ve planlama ilkelerine aykırı oluşmuş çarpık yerleşim alanlarının varlığı nedeniyle düzenli ve planlı kentleşmenin yapılamadığı, oluşan fiili durum sonrasında bu alanlardaki yerleşim yerlerine götürülmek zorunda kalınan kamu yatırımlarının yapılmasının zorluğu, bu alanların orman sınırları dışına çıkartıldıkları tarihler itibarıyla yaklaşık 10 ilâ 30 yıldır herhangi bir bedel ödenmeksizin kullanıcılarının tasarrufunda bulunduğu ve bu alanların kullanıcıları tarafından haricen yapılan satışlarla el değiştirdiği, bu yerlere ilişkin olarak Devlet ile vatandaşlar arasında uzun süren hukuki ihtilafların meydana geldiği, Devletin bu yerleri tasarruf edememesi sebebiyle önemli ölçüde gelir kaybının oluştuğu belirtilerek bu alanlarla ilgili fiili durumun hukuki zemine kavuşturulmasının bir zorunluluk hâline geldiği ifade edilmiştir.

9. 6292 sayılı Kanun’un 6. maddesinde yer alan hüküm ile de; 2/B alanlarında bulunan taşınmazlar hakkında, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce düzenlenen veya bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten sonra düzenlenecek güncelleme listelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmiş mahkeme kararlarına göre oluşturulacak tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre taşınmazların 31.12.2011 tarihinden önce veya sonra kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın sahibi olarak gösterilen ve hak sahibi sayılan kişilerin, 6292 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 26.04.2012 tarihinden itibaren idareye başvurmaları sağlanarak bu şekilde hak sahibi kişilerin mağduriyetlerinin önlenmesi ve bu taşınmazların da değerlendirilmelerine imkân sağlanması amaçlanmıştır.

10. Bir diğer anlatımla 3402 sayılı Kanun’un Ek 4. maddesine göre tapu kütüğünün beyanlar hanesinde söz konusu taşınmazın kullanıcısı olarak ve/veya muhdesatın sahibi olarak gösterilen kişilere anılan kanun hükümleri ile taşınmazı satın alma hakkı tanınmıştır. Yani, bu madde taşınmazı öncelikli alım hakkı konusunda kişiye bir şahsi hak tanımakta olup doğrudan doğruya mülkiyet hakkı kazanımı sağlanmamaktadır. Bu nedenle de beyanlar hanesinde kullanıcı olarak gösterilecek kişinin iyiniyetli olup olmadığı, malik sıfatıyla zilyetliğini sürdürüp sürdürmediği, ekonomik amaç ile kullanıp kullanmadığı araştırılması gerekmeksizin kullanım kadastrosunun yapıldığı tarihte 2/B alanında yer alan taşınmazın etrafının tel çit, ağıl, taş duvar ve benzeri yapılarla dış çevreden soyutlanması, taşınmaz zemininin kullanmaktan dolayı yapısal olarak değişmesi, doğal unsurların, çalı, ağaç ve benzerlerinin temizlenmesi, taşlarının ayıklanması, duvar ve benzerleri yapıların yapılması, meyve ağaçları ile ağaçlandırılması, tarla bitkilerinin yetiştirilmesi, düzenli işlenmekten ve imardan dolayı toprak ve zemin yapısının değişmesi, üzerine ev, ahır, kümes ve benzeri yapı yapılması eylemleri sahiplenme arzusu olduğunu göstermekte olup fiili kullanımın ispatı için yeterlidir.

11. Ayrıca belirtmek gerekir ki; taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı zilyetlik yoluyla edinilmelerini düzenleyen 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713. ve 3402 sayılı Kanun’un 14. maddelerinde mülkiyet kazanımı için aranan davasız (çekişmesiz-nizasız) ve aralıksız (fasılasız) yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulundurma koşulu 3402 sayılı Kanun’un Ek 4. maddesine göre yapılan kullanım kadastrosunda taşınmazı kullanan kişinin tespitinde aranmamaktadır. Zira kazandırıcı zamanaşımı yoluyla edinimde Kanun zilyet olunmasını ararken kullanım kadastrosunda fiilî kullanımı esas almaktadır.

12. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; yörede 3402 sayılı Kanun’un ek 4. maddesi uyarınca yapılan ve sonuçları 06.07.2010 ilâ 05.08.2010 tarihleri arasında ilan edilen kadastroda, dava konusu 1873 ada 15 parsel sayılı taşınmaz 267,49 m2'lik bahçe niteliğiyle 6831 sayılı Kanun’un 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılmak suretiyle ... adına tespit görmüş, 06.08.2010 tarihinde ... adına tapuda tescil edilmiştir.

13. Eldeki davada dahili davalı olan ...'ın, Hazineye husumet yönelterek dava konusu 1873 ada 15 parsel sayılı taşınmazın kullanıcısı olduğunu iddia ederek lehine kullanıcı şerhi verilmesi istemli açtığı dava neticesinde Beykoz Sulh Hukuk Mahkemesinin 09.04.2013 tarihli ve 2012/417 Esas 2013/633 Karar sayılı ilâmı ile; davanın kabulüne ve 1873 ada 15 parsel sayılı taşınmazın beyanlar hanesine ''İş bu taşınmaz ... oğlu ...'ın fiili kullanımındadır'' şerhinin yazılmasına karar verildiği, kararın 26.02.2014 tarihinde kesinleşmesi üzerine anılan şerhin dava konusu taşınmazın tapu kütüğüne 14.03.2014 tarihli ve 2020 yevmiye numaralı işlemle işlendiği anlaşılmıştır.

14. Hemen belirtilmelidir ki, davacı ...'ın daha önce ... tarafından açılan Beykoz Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/417 Esas sayılı davasında taraf olmadığı gözetildiğinde, anılan davada verilen hükmün eldeki dava bakımından kesin hüküm teşkil etmeyeceği ortadadır. Bu noktada çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, 3402 sayılı Kanun’un ek 4. maddesi uyarınca yapılan kullanım kadastrosu sırasında dava konusu taşınmazın kimin fiili kullanımında olduğu hususudur.

15. İlk Derece Mahkemesince 15.12.2014 tarihince mahallinde yapılan keşif sırasında dinlenilen ve dava konusu taşınmaza yakın ikamet eden ya da bitişiğinde taşınmazı bulunan davacı tanıkları ..., ... ve ... özetle; 1984 yılında davacının kayınvalidesinin taşınmazı pancar ekerek kullandığını, bu yerin kayınvalidesinden davacıya kaldığını, davacının denizci olduğunu, taşınmaz komşusu ve köylüleri ...'in izin alarak ekip biçtiğini, taşınmazı davacıya ait olarak bildiklerini, ... isimli kişiyi tanımadıklarını beyan etmişler, davalı tanığı ... ise özetle; davalı tarafından 2009 ve 2011 yıllarında iki kez bu yere getirildiğini, davalı ...'ın taşınmaza ev yapmak istediğini söylediğini, geldiğinde taşınmazın ekili olmadığını beyan etmiştir.

16. İlk Derece Mahkemesince 10.05.2018 tarihince (Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra) mahallinde yapılan keşif sırasında dinlenilen tutanak bilirkişileri ... ve özellikle ...'in özetle; taşınmazı davacının kullandığını, tespit sırasında taşınmaz komşusu ...'in bu yeri ... adına kullandığını ve ekip biçtiğini söylediğini, ancak ...'ın o an taşınmaz başında bulunmaması ve açık kimlik bilgilerine ulaşılamaması üzerine tutanağın kullanıcı kısmını boş bıraktıklarını, ...'ı tanımadıklarını beyan ettikleri görülmüştür.

17. İlk Derece Mahkemesi tarafından dava konusu taşınmaza ilişkin emlak vergisi kaydı bulunup bulunmadığının araştırılması üzerine Beykoz Belediye Başkanlığı Mali Hizmetler Müdürlüğünün 23.05.2014 tarihli cevabi yazısında; Beykoz ilçesi ... Mahallesinde kâin 1873 ada 15 parsel sayılı taşınmazın mükellefiyet kaydına rastlanmadığı bildirilmiştir. Yargılamanın devamı sırasında dahili davalı ...'ın 18.11.2014 tarihli dilekçesine ek olarak emlak vergisi tahakkuk fişleri ile ödeme dekontları sunduğu, anılan belgeler incelendiğinde; ...'ın beyanı üzerine Beykoz Belediye Başkanlığı Mali Hizmetler Müdürlüğünce 18.11.2014 tarihinde tanzim edildikleri, mükellef beyan bilgileri dökümünden dava konusu 1873 ada 15 parsel sayılı taşınmazın emlak vergisine ilişkin oldukları, 1998 ilâ 2014 yıllarına ilişkin emlak vergisinin tek seferde ve toplu olarak ödendiği anlaşılmaktadır. Yargılamanın devamı sırasında tek seferde ve toplu halde yapılan bu ödemenin eldeki dava bakımından dahili davalı ...'ın tespit tarihinde fiili kullanıcı olduğunu ispata yarar bir delil olmadığı ortadadır.

18. ... Mahallesi Muhtarlığının 06.05.2015 tarihli cevabi yazısında; Beykoz ilçesi ... Mahallesi ... Sokakta ikamet eden ...'in damadının ... olduğu, dava konusu taşınmazın ...'den intikal ettiği, ...'ın geriye dönük ... Mahallesinde ikametinin bulunmadığı bildirilmiş, nüfus müdürlüğünden celp edilen adres bilgisi raporları ile de bu durum doğrulanmıştır. Bu bilgiler ışığında, dava konusu taşınmazın dahili davalı ...'ın değil de davacı ...'ın kullanımında olduğu değerlendirilmektedir.

19. Her ne kadar dahili davalı ... vekili tarafından dava konusu taşınmazın Beykoz Belediyesi Meclisinin 10.01.2014 tarihli kararı üzerine Beykoz Belediye Başkanlığı adına tescil edildiği ileri sürülmüş ise de ilgili tapu müdürlüğünden celp edilen güncel tapu kaydı incelendiğinde, dava konusu 1873 ada 15 parsel sayılı taşınmazın halen Hazine adına tescilli olduğu kayden sabittir.

20. Öte yandan, dahili davalı ... tarafından Beykoz Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/417 esas sayılı dava dosyasında dinletilen tanıkların bilgiye dayalı ve tutarlı beyanlarda bulunmadıkları, hatta davacı tanığı İsa Doğan'ın dava konusu taşınmazın emlak vergilerini ...'ın ödediğini bildiğini söylemesine rağmen o tarih itibarıyla dava konusu taşınmazın mükellefiyet kaydının bulunmadığı (§ 17) sabittir.

21. Yukarıda ifade edildiği üzere kullanım kadastrosu sırasında tapunun beyanlar hanesinde gösterilecek kişinin ekonomik amaca uygun zilyetliği değil fiili kullanım durumu arandığı gözetilerek dosya kapsamında toplanan ve açıklanan deliller birlikte değerlendirildiğinde; dava konusu 1873 ada 15 parsel sayılı taşınmazın tespit tarihi öncesinden itibaren davacı ...'ın fiili kullanımında olduğu, ...'ın bizzat ya da mesleğinden kaynaklı olarak şehir dışında bulunduğu sıralarda muvafakati ile komşularının sebze yetiştirerek taşınmazı kullandığı, 3402 sayılı Kanun’un ek 4. maddesinde aranan şartların varlığının davacı tarafından kanıtlandığı anlaşılmaktadır.

22. Hâl böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesine gönderilmesine,

17.09.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Beyan.pro Hukuk Asistanı

Bu Emsal Kararı Dilekçenize Eklemek İster misiniz?

Beyan.pro yapay zekâsı, dava dosyanızı inceleyip bu karardaki hukuki ilkeleri ve gerekçe pasajlarını savunma stratejinize en uygun usulle dilekçenizin içerisine yerleştirir.

İlgili ve Benzer Emsal Kararlar

BOZMA10 Temmuz 2024

2023/920 E. · 2024/368 K.

Kullanım kadastrosu sırasında 6831 sayılı orman kanun'un 2/b maddesi gereği orman sınırları dışına çıkartılarak mülkiyeti hazine adına tespit edilen taşınmazın 263 metrekarelik kısmının beyanlar hanesindeki kullanıcısız şerhinin iptali ile davacı lehine kullanıcı şerhi verilmesi isteği

Kararı İncele