MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/606 E., 2021/1068 K.
KARAR : İstinaf başvurularının esastan reddine
İLK DERECE MAHKEMESİ : Sinop Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2018/18 E., 2021/5 K.
Taraflar arasındaki kullanım kadastrosu tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın davacı ve asli müdahil ... ve arkadaşlarının davasının kabulüne, davacı ... ve ...'in davasının kabulüne, asli müdahil ... ve diğerlerinin davasının kabulüne, davacı-asli müdahil ve davalı ...'in davasının kısmen kabulüne ve asli müdahil ...'ın davasının kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı ... ve ... vekili, davacı - asli müdahil ve davalı ... vekili, asli müdahil ... ve davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ... ve ... vekili, davacı - asli müdahil ve davalı ... vekili ve asli müdahil ... tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilmiştir.
Davacı - asli müdahil ve davalı ... vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine duruşma istemi nitelikten reddedilmiştir.
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
5602 sayılı Tapulama Kanunu (5602 sayılı Kanun) gereğince gerçekleştirilen kadastro sırasında Sinop ili Merkez ilçesi ... köyü çalışma alanında 457 parsel sayılı taşınmaz, 444 parsel sayılı taşınmaza uygulanan tapu kaydının miktar fazlası olarak Hazine adına tespit edildikten sonra hükmen Sinop Arazi Kadastro Mahkemesinin 1959/365 Esas, 1963/6 Karar sayılı ilamı ile orman olarak tapulama dışı bırakılmış, 1994 yılında 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi gereğince yeniden tescil ve ifraz yoluyla 1026 parsel numarasıyla Hazine adına tescil edilmiş bilahare uygulama kadastrosu ile 228 ada 7 parsel numarasını aldıktan sonra 2014 yılında gerçekleştirilen kullanım kadastrosu sırasında 228 ada 48 ve 49 parsel olarak iki parçaya ifraz edildiği; 228 ada 48 parsel sayılı 547,53 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, kadastro tutanağının beyanlar hanesine, 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı ve tek katlı kargir evin ...'e ait olduğu ve 2001 yılından itibaren ...'in kullanımında olduğu; 228 ada 49 parsel sayılı 23.917,18 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, kadastro tutanağının beyanlar hanesine, 6831 sayılı yasanın 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı ve iki katlı yığma ev ve ahırın ...'e ait olduğu ve ...'in kullanımında olduğu şerhi yazılarak Hazine adına tespit edilmiştir.
Davacı ve asli müdahil ... ve arkadaşları Sinop Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu dava ve müdahale dilekçelerinde; Sinop ili Merkez ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan 1026 parsel sayılı taşınmazın muris ...'e ait olduğunu iddia ederek adlarına şerh verilmesini talep etmiştir.
Davacı - asli müdahil ve davalı ... Sinop Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu dava ve müdahale dilekçelerinde; Sinop ili Merkez ilçesi ... Köyü çalışma alanında bulunan 1026 parsel sayılı taşınmazda davacı ... ve arkadaşlarının fiili kullanımlarının olmadığı, mezkur kişilerin muris ...'den gelen tapulu yerlerdeki haklarını da kendisine sattıklarını belirterek taşınmazın tamamının kendi kullanımında olduğu ve 1994 yılında beri ecrimisil ödemelerini yaptığını iddia ederek adına şerh verilmesini talep etmiştir.
Asliye Hukuk Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davaya konu olan parseller hakkında kadastro tutanağı düzenlenmiş olması nedeniyle dava dosyaları Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır.
Davacı ... ve ...'in Hazine ve ... aleyhine Kadastro Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde; Sinop ili Merkez ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan 228 ada 49 parsel sayılı taşınmazın dip muris ...'e ait olduğu, ondan anneleri Makbule'ye kaldığını iddia ederek muris Makbule mirasçıları adına şerh verilmesini talep etmiştir.
Asli müdahil ...'ın Kadastro Mahkemesine sunduğu müdahale dilekçesinde; Sinop ili Merkez ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan 228 ada 48 ve 49 parsel sayılı taşınmazların muris Makbule'nin kullanımında olduğunu iddia ederek muris Makbule mirasçıları adına şerh verilmesini talep etmiştir.
Asli müdahil ... ve diğerleri Kadastro Mahkemesine ayrı ayrı sundukları müdahale dilekçelerinde; Sinop ili Merkez ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan 228 ada 49 parsel sayılı taşınmazın dip muris ...'e ait olduğunu iddia ederek miras hisseleri oranında şerhi verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince dava dosyalarının birleştirilerek yapılan yargılaması sonunda; taşınmazların dip muris ...'e ait olduğu onun ölümünden sonra sırasıyla oğlu ... Özdemir'in ve onunda vefatıyla torunu ...'in kullanımında olduğu ve torun ...'in 49 parsel sayılı taşınmaza 1977 yılında iki katlı yığma bina ve ahır, 48 parsel sayılı taşınmaza ise kızı ...'in 1987 yılında betonarme yapı yaptığı ne var ki usulün uygun terekenin taksim edilmediği gibi bu konuda iddia ve delilde sunulmadığı gerekçesiyle davacı ve asli müdahil ... ve arkadaşlarının davasının kabulüne, davacı ... ve ...'in davasının kabulüne, asli müdahil ... ve diğerlerinin davasının kabulüne, davacı - asli müdahil ve davalı ...'in davasının kısmen kabulüne ve asli müdahil ...'ın davasının kısmen kabulüne karar verilmiş; hükme karşı davacı ... ve ... vekili, davacı - asli müdahil ve davalı ... vekili, asli müdahil ... ve davalı Hazine vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi'nce esastan reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davacı ... ve ... vekili, davacı - asli müdahil ve davalı ... vekili ve asli müdahil ... tarafından Bölge Adliye Mahkemesi kararı temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçe ile karar verilmiş ve Bölge Adliye Mahkemesince de, yine yukarıda açıklanan gerekçeyle, davacı ... ve ... vekili, davacı - asli müdahil ve davalı ... vekili ve asli müdahil ...'ın istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır.
Şöyle ki; dava; kullanım kadastrosuna itiraza ilişkin olup, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) Ek-4 üncü maddesi, "6831 sayılı Kanun'un 20.06.1973 tarihli Kanun'la değişik 2 nci maddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı, kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle bu Kanun'un 11 inci maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edilir" hükmünü içermektedir. "Kullanım kadastrosu" olarak isimlendirilen bu çalışmanın amacı, 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi kapsamındaki sahaları, fiili kullanım durumlarını dikkate alarak parsellere ayırmak ve bu taşınmazları Hazine adına tescil ederken, taşınmazlar üzerinde tespit günü itibariyle fiili kullanımı bulunanları ve muhdesatları tespit ederek tapunun beyanlar hanesinde göstermektir.
Kullanım kadastrosu sonucunda, hakkında tespit tutanağı düzenlenen taşınmazların beyanlar hanesinde yer alan ya da alması gereken kullanıcı ve muhdesat şerhlerine ilişkin olarak askı ilan süresi içinde kadastro mahkemesinde, askı ilanından sonra ise genel mahkemelerde dava açılması mümkündür. 3402 sayılı Kanun'un Ek 4 üncü maddesi gereğince açılacak iş bu davalar, kullanıcı şerhine ilişkin olup, söz konusu taşınmazın mülkiyeti Hazineye ait olduğundan, bu davalarda mülkiyet hakkı bakımından değerlendirme yapılması mümkün değildir.
Diğer taraftan; 6831 sayılı Kanun’un 2 nci maddesi gereğince, Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi, yeni orman alanlarının oluşturulması, nakline karar verilen Devlet ormanları içinde veya bitişiğinde bulunan köyler halkının yerleştirilmesi ve orman köylülerinin kalkındırılmasının desteklenmesi ile Hazineye ait tarım arazilerinin satışına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi amacına yönelik çıkarılan 26.04.2012 tarihli ve 28275 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 19.04.2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un (6292 sayılı Kanun) genel gerekçesinde de, "... bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş ve ormana geri dönüşümü artık mümkün bulunmayan ve özellikle yerleşim alanı olarak işgal edilerek kullanılan bu alanlarda; imar planları yapılamaması yüzünden şehircilik anlayışı ve planlama ilkelerine aykırı oluşmuş çarpık yerleşim alanlarının varlığı nedeniyle düzenli ve planlı kentleşmenin yapılamadığı, oluşan fiili durum sonrasında bu alanlardaki yerleşim yerlerine götürülmek zorunda kalınan kamu yatırımlarının yapılmasının zorluğu, bu alanların orman sınırları dışına çıkartıldıkları tarihler itibarıyla yaklaşık 10 ilâ 30 yıldır herhangi bir bedel ödenmeksizin kullanıcılarının tasarrufunda bulunduğu ve bu alanların kullanıcıları tarafından haricen yapılan satışlarla el değiştirdiği, bu yerlere ilişkin olarak Devlet ile vatandaşlar arasında uzun süren hukukî ihtilafların meydana geldiği, Devletin bu yerleri tasarruf edememesi sebebiyle önemli ölçüde gelir kaybının oluştuğu" belirtilerek, orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazlarla ilgili fiili durumun hukuki zemine kavuşturulmasının zorunluluk haline geldiği ifade edilmiştir.
Şu halde; yukarıda açıklandığı üzere, kullanım kadastrosunun, taşınmazların fiili kullanım durumlarını belirlemeye ve bu fiili durumun hukuki zemine kavuşturulmasını sağlamaya yönelik bir çalışma olduğu gözetildiğinde, muristen kalan ve mirasçılardan bir ya da bir kısmının fiili kullanımında bulunan taşınmazlara yönelik davalarda, bir ya da bir kısım mirasçının uzun süreli kullanımına diğer mirasçılar tarafından karşı çıkıldığı ve bu hususta taraflar arasında uyuşmazlık bulunduğu ispatlanamıyorsa, bir diğer ifade ile taşınmaz üzerindeki fiili kullanımın tereke adına sürdürüldüğü ortaya konulamıyorsa, fiili kullanıma değer verilmesi gerektiği şüphesizdir. Konuya ilişkin, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20.04.2022 tarihli ve 2023/8-561 Esas, 2024/125 Karar sayılı kararında da bu hususlar aynen benimsenmiştir.
Somut olayda; İlk Derece Mahkemesince, çekişmeli taşınmazın tarafların müşterek murisi ... oğlu ...'den kaldığı doğru olarak belirlenmiş olmakla birlikte, alınan beyan ve 2/B evraklarından anlaşıldığı üzere murisin ölüm tarihi olan 25.08.1939 tarihinden itibaren çekişmeli 228 ada 49 parsel sayılı taşınmazın öncelikle ...'in ardından onun ölüm tarihi olan 02.03.1966 tarihinden oğlu ...'in müstakilen fiili kullanımında olduğu; 228 ada 48 parsel sayılı taşınmazın ise aynı kişilerin kullanımında iken 1980'li yıllarda ...'in müstakil fiili kullanımına bırakıldığı, bu kullanımlara diğer mirasçının / mirasçıların karşı çıktığına ya da taraflar arasında bu hususta ihtilaf yaşandığına veya taşınmazlardaki fiili kullanımların tereke adına sürdürüldüğüne dair dosya kapsamında bilgi ve belge bulunmadığına göre, fiili kullanımlara değer verilmesi gerekir.
Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, açıklanan gerekçelerle karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucunda yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olduğundan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan, istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadelerine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.