Hukuk Genel KuruluBOZMA
T.C. YARGITAY

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

2024/761 Esas · 2025/638 Karar

Kelime ve Kanun Dizini

Yargıtay Karar Künyesi

Yargı MerciiYargıtay Hukuk Genel Kurulu
Esas Numarası2024/761
Karar Numarası2025/638
Karar Tarihi15 Ekim 2025
Hüküm TürüBOZMA

Dava Konusu ve Uyuşmazlık

Boşanma

Yargılama Aşamaları Haritası

  1. 1. Aşama

    İlk Derece Mahkemesi

    davanın kabulüne
  2. 2. Aşama

    Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

    Direnme hükmü
  3. 3. Aşama · bu karar

    YARGITAY

    BOZMA

Süreç kaydındaki diğer halkalar: İstinaf · ilk derece hükmü · İnceleme konusu karar

Mahkemesi
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
Sayısı
2024/634 E., 2024/1034 K.
Hüküm kalemleri (1)
  • Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Karardan Alıntı (Uyuşmazlık Tanımı)
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davalı tarafın süresi dışında sunduğu cevap dilekçesi ile bildirdiği tanıkların mahkemece dinlenerek beyanlarının hükme esas alındığı, ancak bu hususa davacı tarafından istinaf sebebi olarak dayanılmadığı dikkate alındığında, istinaf sebebi olarak gösterilmeyen bu durumun Bölge Adliye Mahkemesinde resen dikkate alınıp alınmayacağı noktasında toplanmaktadır.
* Bu metin doğrudan karar tutanağından alıntılanmış olup, mahkemenin uyuşmazlığa ilişkin tespitini içerir.

Dilekçede Kullanılabilir İçtihat ve Gerekçe Pasajları

Bu kararda mahkemenin hükmüne esas teşkil eden 15 gerekçe pasajı tespit edilmiştir.

Gerekçe Pasajı 1431 karakter
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davalı tarafın süresi dışında sunduğu cevap dilekçesi ile bildirdiği tanıkların mahkemece dinlenerek beyanlarının hükme esas alındığı, ancak bu hususa davacı tarafından istinaf sebebi olarak dayanılmadığı dikkate alındığında, istinaf sebebi olarak gösterilmeyen bu durumun Bölge Adliye Mahkemesinde resen dikkate alınıp alınmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Gerekçe Pasajı 51233 karakter
İstinaf incelemesinin maddi vakıa denetimi ve hukuki denetimi kapsamasına karşılık, temyiz incelemesi münhasıran hukuki denetimle sınırlıdır. Nitekim istinaf sebeplerini belirtmeyen kanun koyucu "Bozma sebepleri" kenar başlıklı 371. maddede temyiz sebeplerini açıkça hüküm altına almıştır. Bu maddeye göre; hukukun veya taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması, dava şartlarına aykırılık bulunması, taraflardan birinin davasını ispat için dayandığı delillerin kanuni bir sebep olmaksızın kabul edilmemesi, karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması bozma sebebi olarak kabul edilmiştir. Bu sebeplerin aynı zamanda istinaf sebebi olacağı hususu şüphesizdir. Zira istinaf aşamasında; hukuki denetim bakımından ileri sürülen tüm hususlar incelenebileceği gibi, maddi vakıalar ve deliller yönünden de değerlendirme yapılması söz konusudur. Dolayısıyla istinaf sebepleri; istinaf incelemesinin niteliği gereği temyize esas olan sebeplerle sınırlı değildir. Temyiz incelemesinin kapsamı dışında kalan, özellikle vakıaların tespit ve değerlendirilmesindeki yanlışlık ve eksiklikler istinaf sebebi olur (Muhammed Özekes/Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, İstanbul-2025, C. IV, s. 3898-3899).
Gerekçe Pasajı 7927 karakter
Belirtmek gerekir ki kanun koyucu; istinaf sebepleri ile bağlılık bakımından, maddi vakıalar veya hukuka aykırılık açısından bir ayrım yapmamıştır. Ne var ki burada işin niteliği gereği, ilk derece mahkemesince yapılan hatanın kaynağı önemlidir. Maddi vakıaya ilişkin istinaf sebepleri delillerin toplanması, incelenmesi ve değerlendirilmesi temelinde ortaya çıkar ve neticede maddi mesele hakkında yanlış sonuca ulaşılmasına yol açar. İlk derece mahkemesi kararının doğru olabilmesi, kararın dayanağı olan vakıaların eksiksiz ve gerçeğe uygun olarak tespit edilmiş olmasına bağlıdır. İlk derece mahkemesi; delilleri yanlış değerlendirir, dosya kapsamına aykırı karar verir veya vakıaları yanlış tespit ederse, ortaya maddi vakıaya ilişkin bir istinaf sebebi çıkar (Murat Atalı, s. 738). Maddi vakıalar bakımından istinaf sebepleri ile bağlılık her hâlükârda geçerlidir (Muhammed Özekes/Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul, s. 3907).
Gerekçe Pasajı 81765 karakter
Kanun koyucu; istinaf sebepleri ile bağlılık açısından, ileri sürülen istinaf sebebinin hukuka aykırılık teşkil etmesi durumunda da açıkça bir düzenleme yapmamıştır. Bilindiği üzere hukuka aykırılık, usul hukukunun veya maddi hukukun uygulanmasında yanlışlık yapılması şeklinde iki türlü karşımıza çıkar. Hukuki denetim yapılan temyiz kanun yolunda, bozma sebeplerinin gösterildiği 6100 sayılı Kanun'un 371/1-a bendinde hüküm altına alınan "hukukun ve taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanması" şeklindeki bozma sebebi doğrudan maddi hukuka işaret etmektedir. Maddi hukuk kurallarına aykırılık, somut olayda uygulanması gereken maddi hukuk kuralının hiç uygulanmaması veya yanlış ya da eksik uygulanması şeklinde gerçekleşebilir. Böyle bir durumda hâkim esasen, hukuki nitelendirme faaliyetinde yanlışlık yapmıştır. Yukarıda 2. paragrafta açıkça belirtildiği üzere; hâkim, Türk hukukunu resen uygulamakla yükümlüdür (HMK md. 33). Her hukuk kuralı; düzenlediği hukuki durum, ilişki veya işleme ait belirli koşul vakıaları içerir. Uyuşmazlığın o hukuk kuralı ile çözülebilmesi için somut olaydaki vakıaların, hukuk kuralının unsur vakıaları ile örtüşmesi gerekir. Hukuk kuralı, bu koşullar gerçekleşmediği hâlde somut olaya uygulanırsa bir altlama diğer bir ifade ile hukuki nitelendirme hatası yapılmış olur. Dolayısıyla ilk derece mahkemesince maddi hukukun yanlış uygulanması söz konusu olduğu durumlarda, hâkimin hukuku resen uygulaması kuralı gereğince, bu konu bir istinaf sebebi yapılmasa veya istinaf sebebi yapılmakla birlikte yanlış gösterilmiş olsa da, istinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesi kendiliğinden değerlendirme yapar ve istinaf sebepleri ile bağlılık burada geçerli olmaz (Muhammed Özekes/Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul, s. 3907).
Gerekçe Pasajı 101245 karakter
Usul hukukuna ilişkin mutlak istinaf sebebi olmayan diğer yargılama hataları nispi istinaf sebebi olarak ifade edilmektedir. Bu konuda; bozma sebepleri arasında sayılan ve aynı zamanda istinaf sebebi olarak kabul edilen 6100 sayılı Kanun'un 371/1-ç bendinde yazılı "Karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması" şeklindeki hüküm dikkate alınmalıdır. Bu çerçevede, ilk derece mahkemesinin kararının yanlış olması sonucunu doğuran ne var ki mutlak sayılmayan sair tüm usul ihlâlleri, nispi istinaf sebebi olarak kabul edilir. Bu tür usul hatalarının istinaf sebebi olarak kabul edilebilmesi için ilgili usuli hatanın mahkemenin kararını etkilemiş olduğu veya bunun muhtemel bulunduğu (illiyet bağının varlığı) ortaya konulmalıdır (Murat Atalı/İbrahim Ermenek/Ersin Erdoğan, Medeni Usul Hukuku, Ankara-2021, s. 614). Diğer bir ifade ile yargılama kurallarına aykırılık teşkil eden ilk derece mahkemesi kararına karşı, nispi istinaf sebebi niteliğindeki bir sebebe dayanan taraf, bu sebebi belirtmek ve ayrıca bu sebebin karara ne şekilde etki ettiğini de açıklamak zorundadır. Bölge adliye mahkemesi bu sebepleri kendiliğinden araştıramaz veya bu bağlantıyı kendisi kuramaz (Muhammed Özekes/Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul, s. 3907).

Karar Özeti ve Gerekçe Analizi

Dosya sırasıyla İlk Derece Mahkemesi ve Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi aşamalarından geçmiştir. Yargıtay, direnme hükmünü bozmuştur. Gerekçe (karar metninden): “C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davalı tarafın süresi dışında sunduğu cevap dilekçesi ile bildirdiği tanıkların mahkemece dinlenerek beyanlarının hükme esas alındığı, ancak bu hususa davacı tarafından istinaf sebebi olarak dayanılmadığı dikkate alındığında, istinaf sebebi olarak gösterilmeyen bu durumun Bölge Adliye Mahkemesinde resen dikkate a…”

Kararın Tam Metni

20.111 karakter · metni göster

MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/634 E., 2024/1034 K.

ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 07.12.2023 tarihli ve

2023/2299 Esas, 2023/6057 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasında görülen boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararının, taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların 2008 yılında evlendiklerini, ortak çocuklarının bulunmadığını, ilk yıllarda uyumlu giden evliliğin 2010-2014 yılları arasındaki süreçte davalının çocuk istememesi nedeniyle bozulmaya başladığını, davalının eşi ile birlikte olmaktan kaçındığını, ayrı yatakta yattığını, aşırı kıskanç ve saygısız davranışlar sergilediğini, annesinin vasiyetini bahane ederek 2014 yılında evi terk ettiğini ve köyde yaşamaya başladığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili süresinden sonra verdiği cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, evlilik süresince davacının aşırı maddiyatçı davrandığını, evi terk olayının ve çocuk istememe olaylarının doğru olmadığını, eşlerin fikir birliği içinde hareket ettiklerini, davacının da köye geldiğini ve buradaki evde birlikte yaşadıklarını, sonrasında davacının sebepsiz yere müvekkili terk ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 05.11.2020 tarihli ve 2019/32 Esas, 2020/650 Karar sayılı kararı ile; dinlenen tanık beyanlarına göre tarafların evlendikten sonra ... köyüne gelerek ev yaptıkları ve orada yaşamaya başladıkları, davacının sık sık "annemi özledim" diyerek annesinin yanına Antalya’ya gittiği ve uzun süre kaldığı, döndüğünde ise bir süre kalıp tekrar aynı şekilde annesinin yanına gittiği, buna karşılık erkeğin de eşi ile gereği gibi ilgilenmediği, çocuk istemediği, yatağını ayırdığı ve uzun süre ortak konut dışındaki bir evde ikamet ettiği, boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 30.11.2022 tarihli ve 2021/1385 Esas, 2022/2667 Karar sayılı kararı ile; davalının istinaf başvurusunun reddine, davacının istinaf başvurusu yönünden ise dava dilekçesinin davalı tarafa 19.02.2019 tarihinde tebliğ edildiği, davalı erkeğin vekili vasıtasıyla UYAP sistemi üzerinden süresinden sonra 06.03.2019 tarihinde cevap dilekçesi sunduğu, dolayısıyla davalı erkeğin cevap dilekçesinde belirttiği vakıalara ve bu vakıaların ispatına yönelik delillere usulünce dayanıldığının kabul edilemeyeceği, böyle olunca davacı kadına kusur yüklenmesinin hatalı olduğu, toplanan delillere göre erkeğin evlilik birliğini sürdürmek istemediği ve kadınla birlikte yaşamaktan kaçındığı, bunun dışında kusurlu bir davranışının ispatlanamadığı, gerçekleşen olaylara göre boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle davacı kadının istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden hüküm kurulmak suretiyle kadın yararına maddi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.

2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun "incelemenin kapsamı" başlıklı 355 inci maddesinde "inceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir" hükmü mevcuttur. Bu hükme göre, Bölge Adliye Mahkemesi, tarafın gösterdiği istinaf sebeplerine hasren inceleme yapar. Bu kuralın tek istisnası, kamu düzenidir. Somut davada, davacı kadın istinaf dilekçesinde dava dilekçesinde belirtilen iddiaların tanık beyanları ile ispatlanmasına rağmen erkeğe kusur olarak yüklenmemesinin ve hatalı kusur belirlemesi nedeniyle tazminat taleplerinin reddinin hatalı olduğunu, hükmedilen yoksulluk nafakasının da yetersiz olduğunu ileri sürerek kusur belirlemesi, yoksulluk nafaka miktarı ve reddedilen tazminat talepleri yönlerinden istinaf başvurusunda bulunmuş, erkeğin yasal süre içerisinde cevap dilekçesi vermediğine ilişkin olarak hiçbir beyan ve itirazda bulunmamış, davalı tanıklarının aslında dinlenmemesi gerektiğini itirazen bildirmemiştir. Mahkemenin, yasal sürede cevap vermeyen davalı erkeğin tanıklarını dinleyerek hüküm vermesi, kamu düzenini ihlal eder nitelikte de değildir. Bu nedenle, Bölge Adliye Mahkemesinin istinafta öne sürülmemesine rağmen re'sen bu hususa değinerek yazılı olduğu şekilde karar vermesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir..."

gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki kararda yer alan gerekçenin yanında, 6100 sayılı Kanun’un 33. maddesinde hâkimin hukuku resen uygulayacağı ilkesinin düzenlendiği, somut olayda davalı tarafından yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi sunulmadığı, dolayısıyla erkeğin cevap dilekçesinde belirttiği vakıalara ve bu vakıaların ispatına yönelik delillere usulünce dayanıldığının kabul edilemeyeceği, buna karşılık tanık delili dikkate alınarak kusur durumunun tespit edildiği, oysaki dayanılmayan delillerin kusur belirlemesine esas alınamayacağı, davacı kadın tarafından istinaf yoluna başvurulmak suretiyle kendisine yüklenen kusurlu davranışlar yönünden açıkça itiraz edildiği, bu durumda istinaf incelemesinin maddi hukuk ve usul hükümlerinin tamamını kapsayacağı, istinaf incelemesi yapılırken 6100 sayılı Kanun’un 355. maddesinin bozma kararındaki gibi dar yorumlanarak uygulanmasının hakkaniyete aykırılık teşkil edeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı vekili temyiz dilekçesinde; bozma kararı doğrultusunda karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek direnme hükmünün bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davalı tarafın süresi dışında sunduğu cevap dilekçesi ile bildirdiği tanıkların mahkemece dinlenerek beyanlarının hükme esas alındığı, ancak bu hususa davacı tarafından istinaf sebebi olarak dayanılmadığı dikkate alındığında, istinaf sebebi olarak gösterilmeyen bu durumun Bölge Adliye Mahkemesinde resen dikkate alınıp alınmayacağı noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 33... ilâ 373. maddeleri.

2. Değerlendirme

1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından hâkimin hukuku resen uygulaması ilkesi ile istinaf sebepleri ve sebeplerle bağlılık hususlarının ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir.

2. Hâkimin hukuku resen uygulaması, 6100 sayılı Kanun'un 33. maddesi gereğince, hâkime verilmiş bir ödevdir (Murat Atalı, Hâkimin Hukuku Re’sen Uygulaması İlkesi ve İstinaf İncelemesinin Sebebe Bağlılığı, YBHD, Sayı 2022/2, s. 733). Bu ilkenin uygulanması, yalnızca ilk derece yargılamasıyla sınırlı olmayıp kanun yolu aşaması için de geçerlidir. Ne var ki somut olayda görüldüğü üzere "hâkimin hukuku resen uygulaması" ilkesinin, istinaf incelemesi bakımından nasıl yorumlanması gerektiği izaha muhtaç bir konudur.

3. İstinaf kanun yolunda, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılması, değiştirilmesi veya ilk derece mahkemesine iade edilmesi nedeni olabilecek nitelikteki hususlar istinaf sebebi olarak adlandırılır. Nelerin istinaf sebebi olacağı 6100 sayılı Kanun ile açıkça düzenlenmediği gibi istinaf sebepleri bakımından da bir sınırlama yapılmamış; sadece Kanun'un 353. maddesinde istinaf sebebi sayılan önemli usul hataları düzenleme altına alınmıştır. Bölge adliye mahkemesince duruma göre; işin esasına girilmesi, duruşma yapılması ve tahkikat işlemleri de yapılarak yeniden bir karar verilmesi söz konusu olduğundan, esasen istinaf sebeplerinin tek tek sayılması veya sebepler yönünden bir sınırlama yapılması istinafın niteliğine de uygun düşmez.

4. İstinaf incelemesinin maddi vakıa denetimi ve hukuki denetimi kapsamasına karşılık, temyiz incelemesi münhasıran hukuki denetimle sınırlıdır. Nitekim istinaf sebeplerini belirtmeyen kanun koyucu "Bozma sebepleri" kenar başlıklı 371. maddede temyiz sebeplerini açıkça hüküm altına almıştır. Bu maddeye göre; hukukun veya taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması, dava şartlarına aykırılık bulunması, taraflardan birinin davasını ispat için dayandığı delillerin kanuni bir sebep olmaksızın kabul edilmemesi, karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması bozma sebebi olarak kabul edilmiştir. Bu sebeplerin aynı zamanda istinaf sebebi olacağı hususu şüphesizdir. Zira istinaf aşamasında; hukuki denetim bakımından ileri sürülen tüm hususlar incelenebileceği gibi, maddi vakıalar ve deliller yönünden de değerlendirme yapılması söz konusudur. Dolayısıyla istinaf sebepleri; istinaf incelemesinin niteliği gereği temyize esas olan sebeplerle sınırlı değildir. Temyiz incelemesinin kapsamı dışında kalan, özellikle vakıaların tespit ve değerlendirilmesindeki yanlışlık ve eksiklikler istinaf sebebi olur (Muhammed Özekes/Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, İstanbul-2025, C. IV, s. 3898-3899).

5. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "İstinaf dilekçesi" başlıklı 342/2-e bendinde; istinaf yoluna başvuran kişinin dilekçesinde, istinafa başvuru sebeplerini gerekçeleri ile birlikte açıkça göstermesi gerektiği hususu düzenleme altına alınmıştır. Bunun devamı olarak 6100 sayılı Kanun'un 355. maddesinde, kamu düzenine aykırılık hâlleri dışında, istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı da ayrıca belirtilmiştir. İstinaf aşamasında hukuki denetim yanında ayrıca vakıa denetimi de yapıldığı ve bunun sonucunda yeniden yargılama yapılarak yeni bir hüküm verilmesi mümkün olduğu için, tarafın dayandığı istinaf sebeplerinin ve buna bağlı talep sonucunun istinaf dilekçesinde gösterilmesi önem taşımaktadır. Zira hukuki konu hâkimin kendiliğinden araştırması gereken (HMK md. 33) bir husus iken, ileri sürülen vakıa ve talepler hâkimi bağlar (HMK md. 25-26).

6. Belirtmek gerekir ki kanun koyucu; istinaf sebepleri ile bağlılık bakımından, maddi vakıalar veya hukuka aykırılık açısından bir ayrım yapmamıştır. Ne var ki burada işin niteliği gereği, ilk derece mahkemesince yapılan hatanın kaynağı önemlidir. Maddi vakıaya ilişkin istinaf sebepleri delillerin toplanması, incelenmesi ve değerlendirilmesi temelinde ortaya çıkar ve neticede maddi mesele hakkında yanlış sonuca ulaşılmasına yol açar. İlk derece mahkemesi kararının doğru olabilmesi, kararın dayanağı olan vakıaların eksiksiz ve gerçeğe uygun olarak tespit edilmiş olmasına bağlıdır. İlk derece mahkemesi; delilleri yanlış değerlendirir, dosya kapsamına aykırı karar verir veya vakıaları yanlış tespit ederse, ortaya maddi vakıaya ilişkin bir istinaf sebebi çıkar (Murat Atalı, s. 738). Maddi vakıalar bakımından istinaf sebepleri ile bağlılık her hâlükârda geçerlidir (Muhammed Özekes/Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul, s. 3907).

7. Kanun koyucu; istinaf sebepleri ile bağlılık açısından, ileri sürülen istinaf sebebinin hukuka aykırılık teşkil etmesi durumunda da açıkça bir düzenleme yapmamıştır. Bilindiği üzere hukuka aykırılık, usul hukukunun veya maddi hukukun uygulanmasında yanlışlık yapılması şeklinde iki türlü karşımıza çıkar. Hukuki denetim yapılan temyiz kanun yolunda, bozma sebeplerinin gösterildiği 6100 sayılı Kanun'un 371/1-a bendinde hüküm altına alınan "hukukun ve taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanması" şeklindeki bozma sebebi doğrudan maddi hukuka işaret etmektedir. Maddi hukuk kurallarına aykırılık, somut olayda uygulanması gereken maddi hukuk kuralının hiç uygulanmaması veya yanlış ya da eksik uygulanması şeklinde gerçekleşebilir. Böyle bir durumda hâkim esasen, hukuki nitelendirme faaliyetinde yanlışlık yapmıştır. Yukarıda 2. paragrafta açıkça belirtildiği üzere; hâkim, Türk hukukunu resen uygulamakla yükümlüdür (HMK md. 33). Her hukuk kuralı; düzenlediği hukuki durum, ilişki veya işleme ait belirli koşul vakıaları içerir. Uyuşmazlığın o hukuk kuralı ile çözülebilmesi için somut olaydaki vakıaların, hukuk kuralının unsur vakıaları ile örtüşmesi gerekir. Hukuk kuralı, bu koşullar gerçekleşmediği hâlde somut olaya uygulanırsa bir altlama diğer bir ifade ile hukuki nitelendirme hatası yapılmış olur. Dolayısıyla ilk derece mahkemesince maddi hukukun yanlış uygulanması söz konusu olduğu durumlarda, hâkimin hukuku resen uygulaması kuralı gereğince, bu konu bir istinaf sebebi yapılmasa veya istinaf sebebi yapılmakla birlikte yanlış gösterilmiş olsa da, istinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesi kendiliğinden değerlendirme yapar ve istinaf sebepleri ile bağlılık burada geçerli olmaz (Muhammed Özekes/Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul, s. 3907).

8. Usul hukukuna, diğer bir ifade ile yargılama kurallarına ilişkin bir yanlışlık yapıldığına yönelik istinaf sebebinde ise doğrudan "istinaf sebebi ile bağlılık geçerli değildir" yargısına varılamaz. Bilindiği üzere; karara etki eden usul hataları bakımından öteden beri hukukumuzda mutlak ve nispi temyiz sebepleri şeklinde ikili bir ayrım yapılmaktadır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete girmesinden sonra bu sebeplerin, mutlak ve nispi istinaf sebepleri olarak ifade edilmesi gerektiği şüphesizdir. Mutlak sebepler bakımından; 6100 sayılı Kanun'un 371/1-(b) ve (c) bentleri ile istinafta duruşma yapılmadan verilecek kararları düzenleyen ve özellikle usuli sebepleri içeren 353/1. maddesinin (a) bendi yol göstericidir. Yargılama kurallarına aykırılık, mutlak istinaf sebebi şeklinde ise ilk derece mahkemesi hükmünü etkileyip etkilemediğine bakılmaksızın bu şekildeki istinaf sebepleri belirtilmese dahi, bölge adliye mahkemesince kendiliğinden dikkate alınması gereken önemli ve ağır usul hatalarıdır (Ramazan Arslan/Ejder Yılmaz/Sema Taşpınar Ayvaz/Emel Hanağası, Medeni Usul Hukuku, Ankara-2021, s. 642).

9. Usul hukukuna ilişkin mutlak istinaf sebebi olmayan diğer yargılama hataları nispi istinaf sebebi olarak ifade edilmektedir. Bu konuda; bozma sebepleri arasında sayılan ve aynı zamanda istinaf sebebi olarak kabul edilen 6100 sayılı Kanun'un 371/1-ç bendinde yazılı "Karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması" şeklindeki hüküm dikkate alınmalıdır. Bu çerçevede, ilk derece mahkemesinin kararının yanlış olması sonucunu doğuran ne var ki mutlak sayılmayan sair tüm usul ihlâlleri, nispi istinaf sebebi olarak kabul edilir. Bu tür usul hatalarının istinaf sebebi olarak kabul edilebilmesi için ilgili usuli hatanın mahkemenin kararını etkilemiş olduğu veya bunun muhtemel bulunduğu (illiyet bağının varlığı) ortaya konulmalıdır (Murat Atalı/İbrahim Ermenek/Ersin Erdoğan, Medeni Usul Hukuku, Ankara-2021, s. 614). Diğer bir ifade ile yargılama kurallarına aykırılık teşkil eden ilk derece mahkemesi kararına karşı, nispi istinaf sebebi niteliğindeki bir sebebe dayanan taraf, bu sebebi belirtmek ve ayrıca bu sebebin karara ne şekilde etki ettiğini de açıklamak zorundadır. Bölge adliye mahkemesi bu sebepleri kendiliğinden araştıramaz veya bu bağlantıyı kendisi kuramaz (Muhammed Özekes/Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul, s. 3907).

10. Yapılan tüm bu açıklamalar ışığında eldeki davaya gelince; tarafların 20.03.2008 tarihinde evlendikleri, ortak çocuklarının bulunmadığı, davacı kadın tarafından evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiasıyla 4721 sayılı Kanun'un 166/1. maddesi uyarınca açılan boşanma davası açıldığı, dava dilekçesinin davalıya 19.02.2019 tarihinde tebliğ edildiği, buna karşılık davalı vekilinin 6100 sayılı Kanun'un 127/1. maddesinde belirtilen iki haftalık süre geçtikten sonra 06.03.2019 tarihli dilekçe ile davaya cevap verdiği ve dilekçesinde tanık deliline dayandığı anlaşılmıştır.

11. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama incelendiğinde; 19.09.2019 tarihli ön inceleme duruşmasında taraf vekilleri ile davacı asılın hazır bulunduğu, davacı vekiline 2 numaralı ara karar ile "tanık listesini sunması için süre" verildiği, 3 numaralı ara karar ile de "Davalı tanıkları ..., ... için Cide'ye, ..., ..., ... ve ... için Kemer aile mahkemelerine talimat yazılmasına" karar verildiği görülmüştür. Devam eden ve taraf vekillerinin hazır bulunduğu 13.02.2020 tarihli duruşmada; davalı tanıklarından ..., ... ve ...'nın dinlendiğine ilişkin talimata cevap verildiği, Mahkemece tanık beyanlarına karşı diyeceklerinin davacı vekilinden sorulması üzerine vekil "Tanık beyanlarında aleyhe hususları kabul etmiyoruz" şeklinde beyanda bulunmuştur. Dosyada mevcut Cide Asliye Hukuk Mahkemesinin ... numaralı talimat evrakı ile de diğer davalı tanıkları ... ve ...'in beyanlarının alındığı anlaşılmıştır. Mahkemece davanın kabulüne karar verildiği 05.11.2020 tarihli son duruşmada ise yine taraf vekilleri ile davacı asılın hazır bulunduğu ve vekillerin söz alarak dinlenmeyen tanıkların dinlenmesinden vazgeçerek Mahkemece boşanamaya karar verilmesini talep etmişlerdir. Görüleceği üzere davalının süresinde olmayan cevap dilekçesi ile bildirmiş olduğu tanıkların dinlenmesine ilişkin davacı ve vekili tarafından hiçbir itiraz ileri sürülmediği gibi davacı vekilinin 15.03.2024 tarihli istinaf dilekçesinde de usulüne uygun şekilde gösterilmediği hâlde dinlenen tanık beyanları uyarınca müvekkiline kusur yüklenmesinin hatalı olduğuna yönelik bir istinaf sebebine dayanılmamıştır.

12. Gerçekten de İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama incelendiğinde; davalı tarafından iki haftalık yasal süresi içinde davaya cevap vermediği hâlde, dilekçesinde göstermiş olduğu tanıkların dinlendiği ve bu tanık beyanlarının hükme esas alınarak davacı eşe kusur yüklendiği ortadadır. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılamada; 6100 sayılı Kanun'un 371/1-ç bendinde yazılı "Karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması" şeklindeki hüküm ihlâl edilmiştir. Ne var ki bu husus yukarıda 9. paragrafta ayrıntıları ile açıklanan usule ilişkin nispi bir istinaf sebebidir. Mahkemece dinlenen tanıklara karşı davacı tarafından yargılamanın hiç bir aşamasında itiraz edilmediği gibi, yapılan usuli hata istinaf dilekçesinde açıkça belirtilmemiş, usul hukukuna dayanan istinaf sebebinin karara ne şekilde etki ettiği açıklanmamıştır. Böyle olunca tarafların ileri sürmüş olduğu usule ilişkin nispi istinaf sebepleri ile bağlı olan Bölge Adliye Mahkemesince, belirtilen husus gözetilmeksizin verilen direnme kararı, usul ve yasaya aykırı olup bozulması gerekmiştir.

13. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.

14. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

VII. KARAR

Açıklanan sebeple;

Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 maddesinin 2. fıkrası uyarınca Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine gönderilmesine,

15.10.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Beyan.pro Hukuk Asistanı

Bu Emsal Kararı Dilekçenize Eklemek İster misiniz?

Beyan.pro yapay zekâsı, dava dosyanızı inceleyip bu karardaki hukuki ilkeleri ve gerekçe pasajlarını savunma stratejinize en uygun usulle dilekçenizin içerisine yerleştirir.

İlgili ve Benzer Emsal Kararlar