2023/104 E. · 2024/206 K.
Şartı farklı yargı kolları arasındaki görev paylaşımına ilişkinken; 114/c maddesindeki görev, adli yargı kolunda faaliyet gösteren mahkemeler arasındaki görev paylaşımı
2025/283 Esas · 2025/772 Karar
Tazminat
İlk Derece Mahkemesi
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
YARGITAY
Süreç kaydındaki diğer halkalar: İstinaf · ilk derece hükmü · İnceleme konusu karar
“Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı Sulama Birliği tarafından sulama hizmetinin gereği gibi verilmemesi nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkin eldeki davanın, yargı yolu bakımından adli yargıda mı, yoksa idari yargıda mı çözümlenmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.”
Bu kararda mahkemenin hükmüne esas teşkil eden 19 gerekçe pasajı tespit edilmiştir.
“Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı Sulama Birliği tarafından sulama hizmetinin gereği gibi verilmemesi nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkin eldeki davanın, yargı yolu bakımından adli yargıda mı, yoksa idari yargıda mı çözümlenmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.”
“6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114. maddesi”
“Ülkemizde yargı yolları anayasa yargısı, idari yargı ve adli yargı şeklinde üç ana grupta sınıflandırılmış olup idari yargı; idarenin, idare hukuku alanındaki idari faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıkların çözümü ile ilgili karar veren veya bireyler ile idare arasındaki hukuki anlaşmazlıkları çözmeye çalışan yargı birimi olarak tanımlanabilir.”
“İdari Yargılama Usulü Kanunu ile 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkındaki Kanun’da bölge idare mahkemesi, idare mahkemesi ve vergi mahkemelerinin işleyişi ile ilgili genel hükümler düzenlenmiş, idari dava türleri, idari yargı yetkisinin sınırı ile idare mahkemesinin görevlerinin ne olduğu açıkça belirlenmiştir.”
“İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesi; "1. İdari dava türleri şunlardır: a) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar.”
“İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler" şeklinde düzenlenmiştir.”
“Diğer taraftan, mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan hâllere dava şartları denir.”
“Dava şartlarının amacı, bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek, böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır (Baki, Kuru: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, İstanbul 2016, s. 190).”
“Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddesinin 1. fıkrasının (b) alt bendi gereğince yargı yolunun caiz olması dava şartı olup 115. maddesine göre de mahkeme dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.”
“Adli yargı yolu kapsamına girip hukuk mahkemelerinde görülmesi gerekli olan davalarda görev, genel olarak HMK ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun’da düzenlenmiştir. Özel mahkemelerin görev ve yetkisi ise ilgili özel kanunlarında yer almıştır. Yargı yolu gibi görev de kamu düzenine ilişkin bir husus olup resen araştırılır.”
“Uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması için 6172 sayılı Kanun'un "Amaç ve Kapsam" başlıklı 1. maddesi;“(1) Bu Kanunun amacı; ülkenin su varlık ve kaynaklarının rasyonel kullanımı maksadıyla umumi sulardan faydalanmak üzere Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından inşa edilmiş veya halen inşa edilmekte olan ya da inşa edilmesi planlanan sulama tesislerini gayelerine uygun şekilde kullanmak, işletmek, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün onayını almak suretiyle işlettirmek, bu tesislerin bakım, onarım ve yönetim sorumluluğunu yürütmek, tesisi geliştirmeye yönelik yeni projeler yapmak, yaptırmak veya tesisi yenilemekle görevli sulama birliklerinin kuruluşu, organlar ile görev ve yetkilerini düzenlemektir. (2) Sulama birlikleri kamu tüzel kişiliğine sahip olup, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde özel hukuk hükümlerine tabidir...." hükümlerini içermektedir”
“Anayasanın 125. maddesi ise; “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğu hüküm altına alınmıştır” şeklindedir.”
“1959 tarihli ve 1958/17 Esas, 1959/15 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında açıkça ifade edildiği gibi bir kamu kurumu tarafından verilen kararlar üzerine plân ve projesine göre bir yol yapılması dolayısıyla evinin duvarı yıkılan veya bodrumunu sel basan, su tesisinin bozukluğu yahut bakımındaki ihmal yüzünden tarlasını sular basıp, tarlası kullanılamaz hâle gelen kimsenin uğradığı zararlar gibi zararlar, idari kararın ve fiilin neticesinde meydana gelen zararlardır. Zira bir kamu kurumunun görevlerinden olan bir işi yapmayı kararlaştırması idari bir karar olduğu gibi, bu kararı yerine getirmek üzere plân ve projeler yapıp, o plân ve projeler gereğince işi görmesi de kararın neticesi olan birer idari eylemdir. O hâlde bu fiillerden doğan zararların ödettirilmesi istekleri, İYUK'nın 2. maddesi hükmünce bir tam yargı davasıdır ve bu davalara bakmaya idari yargı yeri görevlidir.”
“Kısaca 11.02.1959 tarihli ve 17/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, kamu kuruluşlarının verdikleri kararlar sonunda plân ve projelerine uygun olarak tesisler yaptırmış olmaları ya da bu tesisleri kullanmaları yahut tesislere bakmaları nedeniyle kişilerin uğramış oldukları zararların ödetilmesine ilişkin davalar idari davalardan olup, bu tür davalara bakmaya idari yargının görevli olduğu benimsenmiştir.”
“Gerçekten, idari eylem ve işlemlerden dolayı zarar gören kişiler tarafından açılacak "tam yargı" davaları idari yargı yerinde görülür ve çözümlenir. İdari eylem, kamu idare ve kuruluşlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiillerden ibarettir. İdari işlem ise, idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelere denilmektedir. İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuku kural ve gerekleri uyarınca yaptığı faaliyetlerin, hukuki ve maddi hayattaki görünümleridir.”
“Kamu idare ve kuruluşlarının, kamu otoritesinin (egemenlik hakkının) bir temsilcisi olarak yaptığı faaliyetlerinde veya ondan doğan eylemlerinde hizmet unsuru söz konusudur.”
“Somut olayda; davacı tarafından, davalı Birliğin sulama hizmeti gereği gibi yerine getirmemesinden dolayı uğranılan zararın tazmini talep edilmiş olup taraflar arasında "faydalanma sözleşmesi" başlığı altında sözleşme de imzalandığı gözetildiğinde, davacı tarafından hizmet kusurundan kaynaklı tazminat talebinde bulunulmadığı, taraflar arasında imzalanan faydalanma sözleşmesi kapsamında yeteri kadar su verilmemesi nedeniyle uğranılan zararın tazmininin talep edildiği, bu nedenle uyuşmazlığın özel hukuk ilişkisinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.”
“Bu durumda; taraflar arasındaki özel hukuk sözleşmesine dayalı tazminat talebinin İYUK’nın 2. maddesinde belirtilen idarenin eylem ve işlemlerinden kaynaklanmaması nedeniyle, uyuşmazlığın çözümünün adli yargı yerlerine ait olduğu anlaşılmaktadır.”
“Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki hükümde direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/996 E., 2024/633 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 22.01.2024 tarihli ve
2023/1833 Esas, 2024/282 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın yargı yolu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın yargı yolu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin çiftliği olduğunu, Çal-İsabey bölgesinde sulama kanalları olması nedeniyle sulu tarım yapıldığını, davalı sulama birliğinin bu kanallardan suyu temin ettiğini ve bedelini aldığını, davalının sulama zamanı gelmeden yaklaşık üç- dört ay önce bedelini müvekkilinden peşin aldığını, su verme taahhüdüyle müvekkili tarafından ekilmesine karar verilen mısırın en az üç kez sulandığını, davalının ise müvekkilinden bedelini peşin aldığı sulama hizmetini gereği gibi sağlayamadığını, karşı tarafın vereceği hizmete güvenerek belirlediği mahsullerin yeteri kadar sulanamadığından müvekkilinin zarar gördüğünü ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; idarenin hizmet kusuru niteliğindeki eylemi sonucu meydana gelen zararlardan dolayı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (İYUK) 2/1-b maddesi gereğince idareye karşı idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerektiğini, davacı alacağının zamanaşımına uğradığını, talep edilen miktarın yüksek olduğunu, çiftçilerin sulama tesisinden faydalanma sözleşmesi imzaladıklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 09.09.2021 tarihli ve 2021/44 Esas, 2021/245 Karar sayılı kararıyla; davaya konu olayda bir kamu kurumu olan davalının gerekli hizmeti sunmaması nedeniyle zarar doğduğu ileri sürüldüğünden bu olgunun kamu hizmeti ile ilgili ve hizmet kusuruna ilişkin olduğu, idarenin hizmet kusuru niteliğindeki eylemi sonucu meydana gelen zararlardan dolayı İYUK'nın 2/1-b maddesi gereğince idareye karşı idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerektiği gerekçesiyle yargı yolu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 07.10.2022 tarihli ve 2022/2170 Esas, 2022/1454 Karar sayılı kararıyla; davaya bakma görevinin idari yargıya ait olması nedeniyle verilen görevsizlik kararında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, ancak davacı aleyhine harç, masraf ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle yargı yolu nedeniyle davanın usulden reddine, yargılama giderleriyle harcın davacı taraftan tahsiline karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"...1. Anayasa'nın 125 inci maddesinde; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğu hüküm altına alınmıştır.
2. 2577 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde ise; idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
3. 11.2.1959 tarihli ve 17/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere, kamu kuruluşlarının verdikleri karar sonunda plan ve projelere uygun olarak tesisler yaptırmış olmaları ya da bu tesisleri kullanmaları yahut tesislere bakmaları nedeniyle (idari eylem veya işlem sonucu) kişilerin uğramış oldukları zararların ödetilmesinde idari yargı yeri görevlidir.
4. Dava dosyasının incelenmesinde; davacının dava dilekçesiyle davalı Birliğin yeteri kadar sulama hizmetini vermemesi nedeniyle uğranılan zararın tazmininin talep edildiği, davacı ve davalı Birlik arasında bila tarihli faydalanma sözleşmesinin olduğu, söz konusu sözleşmenin davalı Birlik tarafından dosyaya sunulduğu, yukarıda yer verilen Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzere, hizmet kusurundan kaynaklı tazminat talebinde bulunulmadığı, taraflar arasında imzalanan faydalanma sözleşmesi kapsamında yeteri kadar su verilmemesi nedeniyle uğranılan zararın tazmininin talep edildiği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın özel hukuk ilişkisinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, Bölge Adliye Mahkemesince; davanın adli yargının görev alanında olduğu gözetilerek işin esasının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, yargı yolu nedeniyle görevsizlik kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, benzer davalarda Uyuşmazlık Mahkemesince adli yargının görevli olduğuna dair kararlar verdiğini ileri sürerek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı Sulama Birliği tarafından sulama hizmetinin gereği gibi verilmemesi nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkin eldeki davanın, yargı yolu bakımından adli yargıda mı, yoksa idari yargıda mı çözümlenmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1. 2709 sayılı 1982 Anayasası'nın (Anayasa) 125. maddesi
2. 6172 sayılı Sulama Birlikleri Kanunu (6172 sayılı Kanun) 1. maddesi
3. 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu'nun (İYUK) 2. maddesi
4. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114. maddesi
2. Değerlendirme
1. Öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemeler üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır.
2. Ülkemizde yargı yolları anayasa yargısı, idari yargı ve adli yargı şeklinde üç ana grupta sınıflandırılmış olup idari yargı; idarenin, idare hukuku alanındaki idari faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıkların çözümü ile ilgili karar veren veya bireyler ile idare arasındaki hukuki anlaşmazlıkları çözmeye çalışan yargı birimi olarak tanımlanabilir.
3. İdari Yargılama Usulü Kanunu ile 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkındaki Kanun’da bölge idare mahkemesi, idare mahkemesi ve vergi mahkemelerinin işleyişi ile ilgili genel hükümler düzenlenmiş, idari dava türleri, idari yargı yetkisinin sınırı ile idare mahkemesinin görevlerinin ne olduğu açıkça belirlenmiştir.
4. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesi;
"1. İdari dava türleri şunlardır:
a) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları,
b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,
c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar.
2. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler" şeklinde düzenlenmiştir.
5. Diğer taraftan, mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan hâllere dava şartları denir.
6. Dava şartlarının amacı, bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek, böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır (Baki, Kuru: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, İstanbul 2016, s. 190).
7. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddesinin 1. fıkrasının (b) alt bendi gereğince yargı yolunun caiz olması dava şartı olup 115. maddesine göre de mahkeme dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.
8. Adli yargı yolu kapsamına girip hukuk mahkemelerinde görülmesi gerekli olan davalarda görev, genel olarak HMK ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun’da düzenlenmiştir. Özel mahkemelerin görev ve yetkisi ise ilgili özel kanunlarında yer almıştır. Yargı yolu gibi görev de kamu düzenine ilişkin bir husus olup resen araştırılır.
9. Uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması için 6172 sayılı Kanun'un "Amaç ve Kapsam" başlıklı 1. maddesi;“(1) Bu Kanunun amacı; ülkenin su varlık ve kaynaklarının rasyonel kullanımı maksadıyla umumi sulardan faydalanmak üzere Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından inşa edilmiş veya halen inşa edilmekte olan ya da inşa edilmesi planlanan sulama tesislerini gayelerine uygun şekilde kullanmak, işletmek, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün onayını almak suretiyle işlettirmek, bu tesislerin bakım, onarım ve yönetim sorumluluğunu yürütmek, tesisi geliştirmeye yönelik yeni projeler yapmak, yaptırmak veya tesisi yenilemekle görevli sulama birliklerinin kuruluşu, organlar ile görev ve yetkilerini düzenlemektir. (2) Sulama birlikleri kamu tüzel kişiliğine sahip olup, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde özel hukuk hükümlerine tabidir...." hükümlerini içermektedir
10. Anayasanın 125. maddesi ise; “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğu hüküm altına alınmıştır” şeklindedir.
11. 11.02.1959 tarihli ve 1958/17 Esas, 1959/15 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında açıkça ifade edildiği gibi bir kamu kurumu tarafından verilen kararlar üzerine plân ve projesine göre bir yol yapılması dolayısıyla evinin duvarı yıkılan veya bodrumunu sel basan, su tesisinin bozukluğu yahut bakımındaki ihmal yüzünden tarlasını sular basıp, tarlası kullanılamaz hâle gelen kimsenin uğradığı zararlar gibi zararlar, idari kararın ve fiilin neticesinde meydana gelen zararlardır. Zira bir kamu kurumunun görevlerinden olan bir işi yapmayı kararlaştırması idari bir karar olduğu gibi, bu kararı yerine getirmek üzere plân ve projeler yapıp, o plân ve projeler gereğince işi görmesi de kararın neticesi olan birer idari eylemdir. O hâlde bu fiillerden doğan zararların ödettirilmesi istekleri, İYUK'nın 2. maddesi hükmünce bir tam yargı davasıdır ve bu davalara bakmaya idari yargı yeri görevlidir.
12. Kısaca 11.02.1959 tarihli ve 17/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, kamu kuruluşlarının verdikleri kararlar sonunda plân ve projelerine uygun olarak tesisler yaptırmış olmaları ya da bu tesisleri kullanmaları yahut tesislere bakmaları nedeniyle kişilerin uğramış oldukları zararların ödetilmesine ilişkin davalar idari davalardan olup, bu tür davalara bakmaya idari yargının görevli olduğu benimsenmiştir.
13. Gerçekten, idari eylem ve işlemlerden dolayı zarar gören kişiler tarafından açılacak "tam yargı" davaları idari yargı yerinde görülür ve çözümlenir. İdari eylem, kamu idare ve kuruluşlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiillerden ibarettir. İdari işlem ise, idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelere denilmektedir. İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuku kural ve gerekleri uyarınca yaptığı faaliyetlerin, hukuki ve maddi hayattaki görünümleridir.
14. Kamu idare ve kuruluşlarının, kamu otoritesinin (egemenlik hakkının) bir temsilcisi olarak yaptığı faaliyetlerinde veya ondan doğan eylemlerinde hizmet unsuru söz konusudur.
15. Somut olayda; davacı tarafından, davalı Birliğin sulama hizmeti gereği gibi yerine getirmemesinden dolayı uğranılan zararın tazmini talep edilmiş olup taraflar arasında "faydalanma sözleşmesi" başlığı altında sözleşme de imzalandığı gözetildiğinde, davacı tarafından hizmet kusurundan kaynaklı tazminat talebinde bulunulmadığı, taraflar arasında imzalanan faydalanma sözleşmesi kapsamında yeteri kadar su verilmemesi nedeniyle uğranılan zararın tazmininin talep edildiği, bu nedenle uyuşmazlığın özel hukuk ilişkisinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
16. Bu durumda; taraflar arasındaki özel hukuk sözleşmesine dayalı tazminat talebinin İYUK’nın 2. maddesinde belirtilen idarenin eylem ve işlemlerinden kaynaklanmaması nedeniyle, uyuşmazlığın çözümünün adli yargı yerlerine ait olduğu anlaşılmaktadır.
17. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki hükümde direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
18. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın HMK'nın 373. Maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Antalya Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
03.12.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Beyan.pro yapay zekâsı, dava dosyanızı inceleyip bu karardaki hukuki ilkeleri ve gerekçe pasajlarını savunma stratejinize en uygun usulle dilekçenizin içerisine yerleştirir.
Şartı farklı yargı kolları arasındaki görev paylaşımına ilişkinken; 114/c maddesindeki görev, adli yargı kolunda faaliyet gösteren mahkemeler arasındaki görev paylaşımı
Hakimlerin yargısal faaliyetlerinden dolayı devletin hukuki sorumluluğuna dayalı olarak maddi tazminat