Hukuk Genel KuruluBOZMA
T.C. YARGITAY

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

2024/626 Esas · 2025/741 Karar

Kelime ve Kanun Dizini

Yargıtay Karar Künyesi

Yargı MerciiYargıtay Hukuk Genel Kurulu
Esas Numarası2024/626
Karar Numarası2025/741
Karar Tarihi26 Kasım 2025
Hüküm TürüBOZMA

Dava Konusu ve Uyuşmazlık

Vakıf yöneticilerinin görevden alınması

Yargılama Aşamaları Haritası

  1. 1. Aşama

    İlk Derece Mahkemesi

    davanın reddine
  2. 2. Aşama

    İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi

    Direnme hükmü
  3. 3. Aşama · bu karar

    YARGITAY

    BOZMA

Süreç kaydındaki diğer halkalar: İstinaf · ilk derece hükmü · İnceleme konusu karar

Mahkemesi
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
Sayısı
2023/4008 E., 2024/916 K.
Hüküm kalemleri (1)
  • Yukarıda (A) ve (B) bentlerinde gösterilen gerekçelerle davalı ... ...vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının her iki uyuşmazlık bakımından da Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA,
Karardan Alıntı (Uyuşmazlık Tanımı)
A- (1) No.lu uyuşmazlığa ilişkin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede;
* Bu metin doğrudan karar tutanağından alıntılanmış olup, mahkemenin uyuşmazlığa ilişkin tespitini içerir.

Dilekçede Kullanılabilir İçtihat ve Gerekçe Pasajları

Bu kararda mahkemenin hükmüne esas teşkil eden 16 gerekçe pasajı tespit edilmiştir.

Gerekçe Pasajı 179 karakter
A- (1) No.lu uyuşmazlığa ilişkin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede;
Gerekçe Pasajı 4498 karakter
Hukuki yarar dava şartlarından olup davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bu nedenle menfaate, davanın dinlenebilmesi (mesmu olması, kabule şayan olması) şartı da denilmektedir (Emel Hanağası, Davada Menfaat, Ankara, 2009, s.19-21).
Gerekçe Pasajı 8526 karakter
Dava konusu vakfın dava tarihinden önce kapatıldığı anlaşılmakla, vakıf yöneticilerinin görevleri vakfın kapatılmasıyla sona erdiğinden, dava tarihi itibari ile davacı tarafın davalıların görevden alınmalarını mahkemeden istemekte hukuki yararının mevcut olmadığı, ancak görevden alınma için ileri sürülen sebeplerin varlığının sabit olması durumunda 5737 sayılı Kanun'un 10/4. maddesi kapsamında yöneticilerin aynı veya başka bir vakfın yönetim ve denetim organında görev alamayacakları yönünde hüküm kurulması gerekmektedir.
Gerekçe Pasajı 10458 karakter
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, hukuki temele dayanmayan bir davanın açılıp sürdürülmesinde hukuki yarar bulunduğundan söz edilemeyeceği için dava şartı olan hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı, bu nedenle direnme kararının değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Gerekçe Pasajı 161454 karakter
Birinci fıkrada belirtilen zorunluluğa uymayanlar ile; a) Vakfın amacı doğrultusunda faaliyette bulunmayan, b) Vakfın mallarını ve gelirlerini amaçlarına uygun olarak kullanmayan, c) Ağır ihmal ve kasıtlı fiilleriyle vakfı zarara uğratan, d)Denetim Makamınca tespit edilen noksanlık ve yanlışlıkları verilen süre içerisinde tamamlamayan, düzeltmeyen veya aykırı işlemlere devam eden, e) Medeni hakları kullanma ehliyetini kaybeden veya görevini sürekli olarak yapmasına engel teşkil edecek hastalığa veya maluliyete yakalanan vakıf yöneticileri, Meclisin vereceği karara dayalı olarak Denetim Makamının başvurusu üzerine vakfın yerleşim yeri Asliye Hukuk Mahkemesince görevlerinden alınabilir. Telafisi imkânsız sonuçlar doğurabilecek hallerde dava sonuçlanıncaya kadar, Meclis kararı üzerine Denetim Makamınca, vakıf yönetiminin geçici olarak görevden uzaklaştırılması ve kayyımca yönetilmesi ihtiyati tedbir olarak mahkemeden talep edilir. Görevinden alınan vakıf yöneticileri Meclis üyesi olamaz ve beş yıl süreyle aynı vakfın yönetim ve denetim organında görev alamazlar. Ayrıca ikinci fıkranın (c) ve (e) bentlerinde*1* belirtilen nedenlerle görevinden alınan vakıf yöneticileri başka bir vakfın yöneticisi ise o görevinden de alınmış sayılır ve beş yıl süreyle hiçbir vakfın yönetim ve denetim organında görev alamazlar. Vakıf yönetiminde yer alan kişiler ile vakıf çalışanları kusurlu fiilleri nedeniyle vakfa verdikleri zararlardan sorumludurlar.

Karar Özeti ve Gerekçe Analizi

Dosya sırasıyla İlk Derece Mahkemesi ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi aşamalarından geçmiştir. Yargıtay, direnme hükmünü bozmuştur. Gerekçe (karar metninden): “2. Değerlendirme A- (1) No.lu uyuşmazlığa ilişkin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede; 1. Öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelere kısaca değinilmelidir. 2. Medeni usûl hukukunda hukuki yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilke anlamına gelir.”

Kararın Tam Metni

36.121 karakter · metni göster

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2023/4008 E., 2024/916 K.

ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 18.09.2023 tarihli ve

2022/1782 Esas, 2023/4381 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki vakıf yöneticilerinin görevden alınması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar ... ile ... vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; ... Sanat Vakfı’nın 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatıldığını, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun (5737 sayılı Kanun) 10. maddesi gereği vakıf yöneticilerinin görevden alınmasının teklif edildiğini, vakıf yöneticilerinin mahkeme kararı olmadan görevlerinden uzaklaştırılamayacağını, kapatılan vakfın son yöneticileri olan davalılar ..., ..., ..., ... ve ...'ün ... Sanat Vakfı yöneticiliğinden azline, 5737 sayılı Kanun'un 10. maddesi gereği görevden alınma müeyyidesinin sonuçlarının uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalılara dava dilekçesi usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine rağmen davaya cevap vermemişlerdir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli ve 2017/329 Esas, 2018/423 Karar sayılı kararıyla; dava konusu konu ... Sanat Vakfı’nın KHK ile kapatıldığından yöneticilerinin görevlerinin de sona erdiği, davacının kapatılmakla görevi biten vakıf yöneticilerinin tekrar mahkeme kararı ile görevden azlini istemekte hukuki bir menfaatinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 14.12.2021 tarihli ve 2020/97 Esas, 2021/2722 Karar sayılı kararıyla; dava konusu Vakfın terör örgütü kapsamında faaliyette bulunan yapı, oluşum ve gruplarla iltisak ve irtibatlı olduğu saptanarak KHK gereğince kapatıldığı, vakıf yöneticisi olan davalıların ağır ihmal ve kusurlu davranışları nedeniyle vakfın kapatılmasına neden oldukları, 5737 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 4. fıkrası uyarınca vakıftaki görevlerinin vakfın kapanması ile son bulduğundan davalıların vakfın yöneticiliğinden azline yönelik talep konusuz kaldığından bu talep yönünden karar verilmesine yer olmadığına, ayrıca davalıların beş yıl süre ile aynı ve başka bir vakfın yönetim ve denetim organında görev alamayacaklarına ilişkin hüküm kurulması gerektiğinden bahisle, davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, 5737 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 4. fıkrası uyarınca vakıftaki görevlerinin vakfın kapanması ile son bulduğundan, davalıların vakfın yöneticiliğinden azline (görevden alınmalarına) yönelik talep konusuz kaldığından bu talep yönünden karar verilmesine yer olmadığına, ancak davalıların beş yıl süre ile aynı ve başka bir vakfın yönetim ve denetim organında görev alamayacaklarına, ayrıca vakıf meclis üyesi olamayacaklarına karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ... ile ... vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.

2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;

"...1. Vakıf Yöneticilerinin görevden alınmaları yönünden;

5737 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde; "Yeni vakıf: Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ile 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre kurulan vakıfları, Vakıf yönetimi: Mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıflarda; vakfiye, 1936 Beyannamesi, vakıf senedi, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ve bu Kanuna göre vakfı yönetmeye ve temsile yetkili organı, Vakıf yöneticisi: Mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıflarda; vakfiye, 1936 Beyannamesi, vakıf senedi, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ve bu Kanuna göre vakfı yönetmeye ve temsile yetkili kişi veya yetkili organlarda görev alan kişileri, ... ifade eder.", aynı Kanun'un 10 uncu maddesinde ise; "Vakıf yöneticileri; vakfın amacına ve yürürlükteki mevzuata uymak zorundadır. Birinci fıkrada belirtilen zorunluluğa uymayanlar ile; a) Vakfın amacı doğrultusunda faaliyette bulunmayan, b) Vakfın mallarını ve gelirlerini amaçlarına uygun olarak kullanmayan, c) Ağır ihmal ve kasıtlı fiilleriyle vakfı zarara uğratan, d) Denetim Makamınca tespit edilen noksanlık ve yanlışlıkları verilen süre içerisinde tamamlamayan, düzeltmeyen veya aykırı işlemlere devam eden, e) Medeni hakları kullanma ehliyetini kaybeden veya görevini sürekli olarak yapmasına engel teşkil edecek hastalığa veya maluliyete yakalanan vakıf yöneticileri, Meclisin vereceği karara dayalı olarak Denetim Makamının başvurusu üzerine vakfın yerleşim yeri Asliye Hukuk Mahkemesince görevlerinden alınabilir." hükümlerine yer verilmiştir.

Dava şartları, mahkemece davanın esası hakkında yargılama yapılabilmesi için gerekli olan koşullardır. Diğer bir anlatımla; dava şartları dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan “kamu düzeni” ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı günde hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının tamam olup olmadığını kendiliğinden araştırıp incelemek durumunda olup; bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir.

Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere, olumlu dava şartları (mesela, görev, hukuki yarar gibi); yokluğu gerekli hallere ise olumsuz dava şartları denilmektedir (mesela, kesin hüküm gibi). Olumsuz dava şartlarından birisi mevcutsa veya olumlu dava şartlarından biri mevcut değilse, davanın esası incelenemez. Bunun amacı, bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek, böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır.

Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da, açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Dava şartının eksik olması halinde nasıl bir usul işlemi yapılacağı, 6100 sayılı Kanun'un 115 inci maddesinde belirlenmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında "Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir."

6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinde hukuki yarar dava şartı olarak kabul edilmiştir. Mahkemenin, her dava açıldığında davacının dava açmakta hukuki yarar bulunup bulunmadığını kendiliğinden incelemesi gerekir.

Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden; davalıların yöneticisi oldukları ... Sanat Vakfı'nın 23.07.2016 tarihli ve 667 sayılı KHK ile kapatılan vakıflar arasında yer aldığı, incelemeye konu davanın ise vakfın kapatılmasından sonra 23.11.2017 tarihinde açıldığı, İlk Derece Mahkemesi tarafından; davanın reddine karar verildiği, davacı vekilinin istinaf istemi üzerine ise; Bölge Adliye Mahkemesince davalıların vakıf yöneticiliği görevinden alınmaları talebi yönünden karar verilmesine yer olmadığına, ve davalıların 5737 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesinin 4 üncü fıkrası uyarınca beş yıl süre ile aynı ve başka bir vakfın yönetim ve denetim organında görev alamayacaklarına, ayrıca vakıf meclis üyesi olamayacaklarına karar verilmiş olduğu tespit edilmiştir.

Eldeki davada, dava tarihinden önce kapatılan vakfın yöneticilerinin görevleri kapatma ile sona erdiğinden, yani dava tarihi itibari ile vakıftaki görevleri sona ermiş olduğundan bu hususta mahkemeden davalıların görevden alınmalarını istemekte davacı yanın hukuki yararının mevcut olmadığı, ancak görevden alınma için ileri sürülen sebeplerin varlığının sabit olması durumunda Vakıflar Kanunu'nun 10/4 üncü maddesi kapsamında yöneticilerin aynı veya başka bir vakfın yönetim ve denetim organında görev alamayacakları yönünde hüküm kurmaya engel bulunmadığı Kanunun açık düzenlemesi gereğidir.

Buna göre Bölge Adliye Mahkemesince, görevden alma talebi yönünden hukuki yarar yokluğundan bu istem yönünden davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

2. 5737 sayılı Kanun'un 10/4 üncü maddesi kapsamında görevden almanın kanuni sonuçları yönünden;

Dava dilekçesinde genel bir ifade kullanılarak davalıların, Vakıflar Kanunu'nun 10 uncu maddesi gereğince görevden alınmaları istenmiş olup, öncelikle davacı yana talebi açıklattırılarak; somut olarak davalıların eylemlerinin 10 uncu maddenin birinci ve ikinci fıkranın alt bentlerindeki hangi sebebe dayandırdıkları açıklattırılarak, bu açıklama doğrultusunda iddia edilen eylemin somut uyuşmazlıkta sabit olup olmadığı, sözü edilen maddedeki müeyyidenin uygulanması gerekip gerekmediği hususunda gerekirse vakıf kayıtları üzerinde vakıf hukukunda uzman bir bilirkişi ve mali müşavirinde içinde bulunduğu bilirkişi kurulu oluşturularak rapor alınması, davalılar hakkında vakıftaki görevleri ile ilgili fiilleri dolayısı ile ceza yargılamasına konu dosyaları bulunup bulunmadığının araştırılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı olarak karar verilmesi de doğru görülmemiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, somut olayda olağan bir denetim sonucu vakfın maddi kaybından sorumlu olan yöneticilerin vakfa verdiği maddi zararın dava konusu edilmediği, bu sebeple malî müşavirden rapor alınmasının gerekmediği, dava dilekçesinde açıkça 5737 sayılı Kanun'un 10. maddesindeki müeyyidelerin uygulanmasının talep edildiği, hukuki niteleme hâkimin görevi olup somut olayın özelliklerine göre ayrıca açıklığa kavuşturulması gereken bir husus yahut vakıf uzmanı bilirkişinin incelemesini gerektiren bir durum bulunmadığı, vakfın terör iltisakı sebebiyle kapatıldığı, yöneticilerin bazılarının veya tamamının ceza yargılamasında beraat etmesinin vakfın terör örgütüyle irtibatlı hâle gelmiş olması sebebiyle kapatılması neticesini değiştirmeyeceği dikkate alındığında bu hususun araştırılmasının davaya sağlayacağı bir katkının bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı ... vekili; davalı müvekkilinin hangi eylem ya da faaliyetleri ile ağır kusurlu bulunduğunun net olarak ortaya konulmadığını, kusur incelemesine ilişkin bir talebin dahi dava dilekçesinde yer almadığını, vakfın davalı müvekkilinin ağır kusuruna ilişkin bir tespit üzerine kapatılmadığını, KHK hükümlerine dayalı olarak vakfın kapatıldığını, müvekkili hakkında vakıftaki görevleriyle ilgili ceza yargılamasına konu dosyaların bulunup bulunmadığının araştırılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğini, kaldı ki müvekkili hakkında iddia konusu eylemler nedeniyle herhangi bir ceza kovuşturması yapılmadığı gibi terör örgütüne üye olma suçundan açılan davada da örgüt suçlamasından beraat ettiğini ve bu kararın kesinleştiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık:

Vakıf yöneticilerinin görevden alınmalarına ve 5737 sayılı Kanun'un 10/4. maddesi kapsamında görevden almanın kanuni sonuçlarına yönelik eldeki davada;

1-Davalıların yöneticisi oldukları Vakfın davanın açılmasından önce KHK ile kapatıldığı göz önüne alındığında eldeki davanın konusuz kaldığı gerekçesi ile karar verilmesine yer olmadığına mı yoksa hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddine mi karar verilmesi gerektiği,

2-Mahkemece 5737 sayılı Kanun'un 10/4. maddesi uyarınca yapılan değerlendirmenin yeterli olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre aynı maddenin 1. ve 2. fıkrasının alt bentlerindeki hangi sebebe dayandırdığı hususunun davacı tarafa açıklattırılması suretiyle bilirkişi raporu alınması ve ayrıca davalılar hakkında vakıftaki görevleri ile ilgili fiilleri dolayısıyla ceza yargılamasına konu dosyaları bulunup bulunmadığının araştırılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 114. maddesi

2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 101.maddesi

3. 5737 sayılı Kanun'un 10/4. maddesi

4. 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname

2. Değerlendirme

A- (1) No.lu uyuşmazlığa ilişkin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede;

1. Öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelere kısaca değinilmelidir.

2. Medeni usûl hukukunda hukuki yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilke anlamına gelir. Davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır.

3. Hukuki yarar dava şartlarından olup davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bu nedenle menfaate, davanın dinlenebilmesi (mesmu olması, kabule şayan olması) şartı da denilmektedir (Emel Hanağası, Davada Menfaat, Ankara, 2009, s.19-21).

4. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Dava şartları” başlıklı 114. maddesinin gerekçesinde de "...Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukukî yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukukî korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir..." yönünde açıklamalara yer verilmiştir.

5. Bir davada menfaat (hukuki yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır.

6. Bu ilkeden hareketle bir davada hukuki menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır (Hakan Pekcanıtez, Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul, Onbeşinci Baskı, 2017, s. 946-949).

7. Dosya incelendiğinde, ... Sanat Vakfı'nın 23.07.2016 tarihli KHK ile kapatılan vakıflar arasında yer aldığı, davalıların bu vakıfta yönetici oldukları, davacının eldeki dava ile vakıf yöneticilerinin görevden alınmalarını talep ettiği, davanın vakfın kapatılmasından sonra 23.11.2017 tarihinde açıldığı, İlk Derece Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda davanın reddine karar verildiği, davacı vekilinin istinaf isteminde bulunması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalıların vakıf yöneticiliği görevinden alınmaları talebi yönünden karar verilmesine yer olmadığına ve davalıların 5737 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 4. fıkrası uyarınca beş yıl süre ile aynı ve başka bir vakfın yönetim ve denetim organında görev alamayacaklarına, ayrıca vakıf meclis üyesi olamayacaklarına karar verildiği anlaşılmaktadır.

8. Dava konusu vakfın dava tarihinden önce kapatıldığı anlaşılmakla, vakıf yöneticilerinin görevleri vakfın kapatılmasıyla sona erdiğinden, dava tarihi itibari ile davacı tarafın davalıların görevden alınmalarını mahkemeden istemekte hukuki yararının mevcut olmadığı, ancak görevden alınma için ileri sürülen sebeplerin varlığının sabit olması durumunda 5737 sayılı Kanun'un 10/4. maddesi kapsamında yöneticilerin aynı veya başka bir vakfın yönetim ve denetim organında görev alamayacakları yönünde hüküm kurulması gerekmektedir.

9. Bu durumda, Bölge Adliye Mahkemesince görevden alma talebi yönünden hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

10. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, hukuki temele dayanmayan bir davanın açılıp sürdürülmesinde hukuki yarar bulunduğundan söz edilemeyeceği için dava şartı olan hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı, bu nedenle direnme kararının değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

11. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

B-(2) No.lu uyuşmazlığa ilişkin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede;

12. Uyuşmazlığın çözümü için Vakıf yöneticilerinin görevden alınmalarına ve 5737 sayılı Kanun'un 10/4. maddesi kapsamında görevden almanın kanuni sonuçlarına yönelik düzenlemelerden bahsetmekte yarar vardır.

13. Türk Medeni Kanunu'nun 101. maddesine göre, vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır. Aynı Kanun'un 109. maddesinde ise vakfın bir yönetim organının bulunmasının zorunlu olduğu ve vakfedenin vakıf senedinde gerekli gördüğü başka organları da gösterebileceği belirtilmiştir.

14 .5737 sayılı Kanun'un "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinde;

"...Yeni vakıf: Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ile 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre kurulan vakıfları,

Vakıf yönetimi: Mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıflarda; vakfiye, 1936 Beyannamesi, vakıf senedi, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ve bu Kanuna göre vakfı yönetmeye ve temsile yetkili organı,

Vakıf yöneticisi: Mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıflarda; vakfiye, 1936 Beyannamesi, vakıf senedi, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ve bu Kanuna göre vakfı yönetmeye ve temsile yetkili kişi veya yetkili organlarda görev alan kişileri..." ifade eder.

15. 5737 sayılı Kanun'un 10. maddesinde ise;

"Vakıf yöneticileri; vakfın amacına ve yürürlükteki mevzuata uymak zorundadır.

Birinci fıkrada belirtilen zorunluluğa uymayanlar ile;

a) Vakfın amacı doğrultusunda faaliyette bulunmayan,

b) Vakfın mallarını ve gelirlerini amaçlarına uygun olarak kullanmayan,

c) Ağır ihmal ve kasıtlı fiilleriyle vakfı zarara uğratan,

d)Denetim Makamınca tespit edilen noksanlık ve yanlışlıkları verilen süre içerisinde tamamlamayan, düzeltmeyen veya aykırı işlemlere devam eden,

e) Medeni hakları kullanma ehliyetini kaybeden veya görevini sürekli olarak yapmasına engel teşkil edecek hastalığa veya maluliyete yakalanan vakıf yöneticileri, Meclisin vereceği karara dayalı olarak Denetim Makamının başvurusu üzerine vakfın yerleşim yeri Asliye Hukuk Mahkemesince görevlerinden alınabilir. Telafisi imkânsız sonuçlar doğurabilecek hallerde dava sonuçlanıncaya kadar, Meclis kararı üzerine Denetim Makamınca, vakıf yönetiminin geçici olarak görevden uzaklaştırılması ve kayyımca yönetilmesi ihtiyati tedbir olarak mahkemeden talep edilir.

Görevinden alınan vakıf yöneticileri Meclis üyesi olamaz ve beş yıl süreyle aynı vakfın yönetim ve denetim organında görev alamazlar. Ayrıca ikinci fıkranın (c) ve (e) bentlerinde*1* belirtilen nedenlerle görevinden alınan vakıf yöneticileri başka bir vakfın yöneticisi ise o görevinden de alınmış sayılır ve beş yıl süreyle hiçbir vakfın yönetim ve denetim organında görev alamazlar.

Vakıf yönetiminde yer alan kişiler ile vakıf çalışanları kusurlu fiilleri nedeniyle vakfa verdikleri zararlardan sorumludurlar.

Vakıf yöneticileri mahkeme kararı olmaksızın görevlerinden uzaklaştırılamazlar" hükümlerine yer verilmiştir.

16. Davacı vekili, dava konusu vakfın 667 sayılı KHK kapsamında kapatıldığından, davalı yöneticilerin 5737 sayılı Kanun'un 10. maddesi gereğince görevden alınmaları ve görevden alma müeyyidesinin sonuçlarının uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir.

17. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi” başlıklı 194. maddesi uyarınca;

“(1) Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar.

(2) Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur”.

18. Anılan maddenin gerekçesinde maddenin amacının, bir yandan ispatın genel hükümleri çerçevesinde temel bir kavrama yer vermek iken diğer yandan da uygulamada genel geçer ifadelerle somut vakıalara dayanmadan davaların açılıp yürütülmesinin önüne geçmek olduğu belirtilmiştir. Gerekçenin devamında “…Bir davada, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi, karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için, iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekir. Genel geçer ifadelerle, somut bir şekilde ortaya koymadan iddia veya savunma amacıyla vakıaların ileri sürülmesi durumunda, yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi mümkün olmayacağı gibi, vakıaların anlaşılması için ayrıca bir araştırma yapılması ve zaman kaybedilmesi söz konusu olacaktır. Taraflar, haklarını dayandırdıkları hukuk kuralının aradığı koşul vakıalara uygun, somut vakıaları açıkça ortaya koymalıdırlar. Bu vakıaların somut olarak ileri sürülmesi, ilgili taraf için bir yüktür; bu yükü yerine getirmeyen sonuçlarına katlanacaktır…” şeklindeki ifadelere yer verilerek somutlaştırma yükünün anlam ve önemi vurgulanmıştır.

19. Diğer taraftan, HMK’nın “Dava dilekçesinin içeriği” başlıklı 119/1-e maddesi uyarınca, davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerinin dava dilekçesinde yer alması zorunludur. Bununla birlikte vakıaların açık ve somut olarak gösterilmesi yeterli görülmemiş, aynı maddenin “f” bendinde yer alan hükümde ayrıca açık ve somut olarak gösterilmesi gereken her bir vakıanın hangi delille ispat edileceğinin de belirtilmesi aranmıştır. Keza bu durum yukarıda açıklanan 194. maddenin 2. fıkrasının da tereddüt uyandırmayacak derecede açık hükmünün bir gereğidir.

20. Davacının dava dilekçesinde talebine dayanak yaptığı bazı iddialar (vakıalar) olmakla birlikte bunlar somut ve açık değilse somutlaştırma yükünün yerine getirildiğinden söz edilemez. Somutlaştırma yükü yerine getirilmeden karşı tarafın sağlıklı bir savunma yapması ve sağlıklı bir hüküm verilmesi mümkün değildir. Çünkü karşı tarafın hukuki dinlenilme hakkının gereği olarak açıklama ve ispat hakkını kullanabilmesi için öncelikle kendisine yöneltilen iddialar hakkında tam olarak bilgilenmesi zorunludur (HMK md. 27). Keza hükümde yer alması gereken unsurların belirtildiği HMK’nın 297. maddesi gereğince tarafların iddia ve savunmalarının, uyuşmazlık noktalarının, hükmün dayandığı ve sabit görülen vakıaların gerekçeli kararda tam olarak gösterilmesi gerekmektedir (HMK md. 297/1-c). Somut vakıalar ortaya konulmadan hâkimin sağlıklı bir yargılama gerçekleştirmesi ve hüküm kurması da mümkün değildir.

21. Diğer yandan davanın dayanağı olan vakıaların soyut olarak gösterilmesi yetmez, bu vakıaların ispata elverişli şekilde zaman, mekan ve içerik olarak somutlaştırılması zorunludur. Somutlaştırmak, bir iddiayı zaman, mekân, kişi, oluş şekli gibi unsurlarıyla algılamaya, anlamaya, tartışmaya ve ispata elverişli şekilde ortaya koymaktır. Vakıaların somutlaştırılmasından sonra karşı tarafça cevap verilebilir, mahkemece vakıa tam olarak algılanabilir, ispat faaliyeti yürütülebilir ve bu suretle vakıa hakkında karar verilebilir.

22. Somutlaştırma yüküne riayet edilmemesi durumunda dikkate alınması gereken kurallardan biri hâkimin davayı aydınlatma ödevidir.

23. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun“Hâkimin davayı aydınlatma ödevi” başlıklı 31. maddesine göre; "Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir". Söz konusu düzenlemeye göre hâkim tarafından öncelikle davacının talep sonucu açıklattırılmalı ve daha sonra HMK'nın 194. maddesi gereğince tarafların ileri sürdüğü iddia ve savunmaları somutlaştırması istenmelidir.

24. Hâkimin davayı aydınlatma ödevi olarak ifade edilen bu düzenleme ile doğru hüküm verebilmesi ve maddi gerçeğin bulunabilmesi amaçlanmıştır. Düzenlemede her ne kadar “açıklama yaptırabilir” denilmişse de bunun, hâkimin davayı aydınlatması için bir “ödev” olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü davayı aydınlatma ödevi sayesinde hâkim, iddia ve savunmanın doğru ve tam olarak anlaşılmasını sağlayacak ve bu şekilde doğru olmayan bir kararın verilmesini önleyecektir (Hakan Pekcanıtez, Oğuz Atalay, Muhammet Özekes, Medeni Usul Hukuku, Ankara, Onbirinci Baskı, 2011, s.248 vd).

25. Görüldüğü üzere hâkimin davayı aydınlatma ödevine ilişkin 31. maddede, hâkimin, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz ya da çelişkili gördüğü konular hakkında taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği, kanıt gösterilmesini isteyebileceği belirtilmiştir.

26. Sonuç olarak HMK’nın 119/1-e ve 194. maddeleri gereğince dava dilekçesinde somutlaştırma yükünün yerine getirilmemiş olması hâlinde davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği hâkim, soyut ve belirsiz hususların somutlaştırılmasını (yeni bir vakıa ileri sürülmeden, sadece mevcut vakıa çerçevesinde) davacıdan istemelidir.

27. Somut olayda, dava dilekçesinde genel bir ifade kullanılarak davalıların 5737 sayılı Kanun'un 10. maddesi gereğince görevden alınmaları talep edildiği anlaşıladığından öncelikle davacı tarafa talebi açıklattırılıp somut olarak davalıların eylemlerinin 10. maddenin 1. ve 2. fıkranın alt bentlerindeki hangi sebebe dayandırdıkları, bu açıklama doğrultusunda iddia edilen eylemin somut uyuşmazlıkta sabit olup olmadığı, sözü edilen maddedeki müeyyidenin uygulanmasının gerekip gerekmediği hususunda gerekirse vakıf kayıtları üzerinden vakıf hukukunda uzman bir bilirkişi ve malî müşavirinde içinde bulunduğu bilirkişi kurulu oluşturularak rapor alınması, ayrıca davalılar hakkında vakıftaki görevleri ile ilgili fiilleri dolayısı ile ceza yargılamasına konu dosyaları bulunup bulunmadığının araştırılarak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme neticesinde yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

28. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davacının dava dilekçesinde 5737 sayılı Kanun'un 10. maddesinde sayılan hangi nedene dayandığı açıkça belirtildiğinden bu yönde yaptırılması gereken bir açıklama bulunmadığı gibi hukuki temeli bulunmayan bir davada bozma kararında belirtilen araştırmaların yapılmasının da gerekmediği, bu nedenle direnme kararının değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

29. Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

30. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Yukarıda (A) ve (B) bentlerinde gösterilen gerekçelerle davalı ... ...vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının her iki uyuşmazlık bakımından da Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesine gönderilmesine,

26.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

''K A R Ş I O Y''

Davacı vekili dava dilekçesinde; ... Sanat Vakfı’nın 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında kapatıldığını, denetim sonucu hazırlanan yazıda ve bu yazının uygun bulunduğuna ilişkin makam olurunda " .. 667 sayılı kanun hükmünde kararnaneme ile kapatılan, Milli Güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit Fethullahçı Terör Örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı dolayısıyla kapatılmasına sebep olduklarından, nihai karar Vakıflar Meclisinin olmak üzere 5737 sayılı Vakıflar Kanunun 10. maddesindeki, Vakıf yöneticileri; vakfın amacına ve yürürlükteki mevzuata uymak zorundadır hükmüne dayalı olarak adı geçen vakıf yöneticilerinin görevden alınmaları için mahkemeye müracaat edilmesinin yerinde olacağı "teklif edildiğini ve genel müdür tarafından uygun bulunduğunu, Vakıflar Meclisinde görüşülerek 11/09/2017 tarih ve 481 sayılı kararla uygun bulunduğunu, her ne kadar Vakıf kapatılmış ise de 10/3. maddedeki görevden alma müeyyidesinin sonuçları bakımından karar verilmesi gerektiğini belirterek davalıların ... Sanat Vakfı yöneticiliğinden azline, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Dava dilekçesinde davanın hukuki sebebi olarak gösterilen 5737 sayılı Vakıflar Kanunu 10. madde hükmünde, Vakıf yöneticilerinin sorumlulukları ve görevden alınması düzenlenmiştir.

Bu hükme göre; Vakıf yöneticileri; vakfın amacına ve yürürlükteki mevzuata uymak zorundadır (md. 10/1).

Birinci fıkrada belirtilen zorunluluğa uymayanlar ile;

a) Vakfın amacı doğrultusunda faaliyette bulunmayan,

b) Vakfın mallarını ve gelirlerini amaçlarına uygun olarak kullanmayan,

c) Ağır ihmal ve kasıtlı fiilleriyle vakfı zarara uğratan,

d) Denetim Makamınca tespit edilen noksanlık ve yanlışlıkları verilen süre içerisinde tamamlamayan, düzeltmeyen veya aykırı işlemlere devam eden,

e) Medeni hakları kullanma ehliyetini kaybeden veya görevini sürekli olarak yapmasına engel teşkil edecek hastalığa veya maluliyete yakalanan,

vakıf yöneticileri, Meclisin vereceği karara dayalı olarak Denetim Makamının başvurusu üzerine vakfın yerleşim yeri asliye hukuk mahkemesince görevlerinden alınabilir. Telafisi imkânsız sonuçlar doğurabilecek hâllerde dava sonuçlanıncaya kadar, Meclis kararı üzerine Denetim Makamınca, vakıf yönetiminin geçici olarak görevden uzaklaştırılması ve kayyımca yönetilmesi ihtiyati tedbir olarak mahkemeden talep edilir (md. 10/2).

Dava dilekçesinde, Vakıf her ne kadar 667 sayılı KHK ile kapatılmış ise de görevden alma müeyyidesinin sonuçları bakımından 10/3. madde kapsamında karar verilmesi gerektiği belirtildiğinden talep sonucu bölümündeki azil talebinin bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir.

Kanunun 10/3. maddesi hükmü şöyledir: Görevinden alınan vakıf yöneticileri Meclis üyesi olamaz ve beş yıl süreyle aynı vakfın yönetim ve denetim organında görev alamazlar. Ayrıca 2. fıkranın (c) ve (e) bentlerinde belirtilen nedenlerle görevinden alınan vakıf yöneticileri başka bir vakfın yöneticisi ise o görevinden de alınmış sayılır ve beş yıl süreyle hiçbir vakfın yönetim ve denetim organında görev alamazlar.

Hükmün 1. cümlesi kişinin görevden alındığı Vakıfta görev alamamasıyla ilgili olup kapatılan bir vakıfta yeniden görev alma söz konusu olmayacağı için bu davanın da ikinci cümlede düzenlenen yaptırımla ilgili olarak açıldığı anlaşılmaktadır.

İkinci cümle hükmü ise (c) bendinde, Ağır ihmal ve kasıtlı fiilleriyle vakfı zarara uğratan ve (e) bendinde Medeni hakları kullanma ehliyetini kaybeden veya görevini sürekli olarak yapmasına engel teşkil edecek hastalığa veya maluliyete yakalananlar olarak belirtilen yöneticiler için yöneticilik görevinden almayı düzenlediğinden bu nedenlerin söz konusu olmadığı hâllerde sözü edilen yaptırımın uygulanması da mümkün olmayacaktır.

Davacı dava dilekçesinde bu bentlere dayanmamış ve alınan meclis kararı da bu bentlere dayalı olarak verilmemiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde 10. maddede sayılan sebeplerden 1. fıkra hükmüne dayanmıştır. Bu hükümde ise vakıf yöneticilerinin; vakfın amacına ve yürürlükteki mevzuata uymak zorunda olduğu düzenlenmiş ancak bu görevden alma sebebi için Kanunda başka vakıflarda görev alamama ile ilgili bir yaptırım öngörülmemiştir.

Bu sebebe dayanmaya esas fiil olarak gösterilen “Vakfın terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı dolayısıyla kapatılmasına sebep oldukları” iddiası da yukarıda belirtilen (c) ve (e) bentleriyle ilgili olmayıp ancak dayanılan 10. maddenin 1. fıkrası veya 2. fıkranın (a) bendiyle ilgili olabilecektir. İkinci fıkranın (a) bendinde, Vakfın amacı doğrultusunda faaliyette bulunmama unsuruna yer verilmiş olup bu bent için de hükümde başka vakıf yöneticiliğiyle ilgili olan bu yaptırım öngörülmemiştir.

Bir an için bunun mümkün olduğu düşünülse bile 10/3. maddenin ikinci cümlesinde sayılan hususlara dayanılarak diğer bir ifadeyle 10/2. maddenin (c) ve (e) bentlerine dayanan nedenlerin varlığı ileri sürülerek dava açılmış olmadığından ve davada dayanılan sebep ise başka vakıflardaki görevle ilgili müyyide önörmediği için bu yönüyle açılan davanın hukuki bir temeli bulunmamaktadır.

Kaldı ki müeyyide öngören sebeplere dayanılmış olsa bile vakıf, sonrasında 6749 sayılı olarak Kanunlaşan 667 sayılı KHK kapsamında kapatılmış olup bu kapatmaya bağlı olarak vakfın tüzel kişiliği ortadan kalktığı gibi vakıf yöneticilerinin görevi de kendiliğinden sona ermiştir. Gerek KHK’da gerekse 6749 sayılı Kanunda kapatılan vakıf yöneticileriyle ilgili bir hüküm bulunmamakta olup görevin sona ermesi kapatmaya bağlı olarak gerçekleşmiştir. Kapatmanın sonucu olarak yöneticilik görevi sona eren kimseler için görevden alma müeyyidelerinin uygulanması zaten mümkün olmadığından bu nedenle dahi davanın hukuki bir dayanağı yoktur.

Vakıflar Kanunu 9. maddede hangi suçları işleyenlerin vakıflarda yönetici olamayacağı sayılmıştır. Bu maddede sayılan diğer suçlar ile Devletin güvenliğine karşı işlenen suçların birinden mahkûm olanlar vakıf yöneticisi olamazlar (md. 9/1). Vakıf yöneticisi seçildikten sonra sayılan suçlardan mahkûm olanların yöneticiliği sona erer (md. 9/2). Devletin güvenliğine karşı suç işlemiş kimseler ancak suçtan mahkum olmaları hâlinde vakıf yöneticisi olamayacakları için ceza mahkemesi kararı kendiliğinden sonuç doğuracak ve hukuk mahkemesinin bu kapsamda bir karar vermesi de gerekmeyecektir. Hukuk mahkemesinde konunun bu yönüyle incelenerek de olsa görevden alma müeyyidesinin sonuçları hakkında karar verilemez. Zira Kanun huuk mahkemesine bu yönde bir karar verme yetkisi vermediği gibi ceza mahkemesinin mahkumiyet kararını yeterli görmüş ancak onun da kesinleşmesini aramıştır.

Anayasanın 13. maddesi hükmüne göre; temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Davaya dayanak teşkil edebilecek müeyyide uygulanmasını gerektirir bir kanun hükmü olmadığı hâlde kapatılan vakıf yöneticileri için temel hak ve hürriyetleri sınırlayacak şekilde yaptırım uygulanmasının mümkün olduğu sonucuna varılabilmesi de mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle hukuki temele dayanmayan bir davanın açılıp sürdürülmesinde hukuki yarar bulunduğundan söz edilemeyeceği için dava şartı olan hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın usulden reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektir.

Davacı dava dilekçesinde 10. maddede sayılan hangi nedene dayandığını açıkça belirttiğinden bu yönde yaptırılması gereken bir açıklama bulunmadığı gibi hukuki bir temeli bulunmayan davada bozma kararında belirtilen araştırmaların yapılması da gerekmemektedir.

Direnme kararının yukarıda belirtilen değişik nedenle bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan Özel Daire kararı gibi bozma yönünde oluşan Değerli Çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Beyan.pro Hukuk Asistanı

Bu Emsal Kararı Dilekçenize Eklemek İster misiniz?

Beyan.pro yapay zekâsı, dava dosyanızı inceleyip bu karardaki hukuki ilkeleri ve gerekçe pasajlarını savunma stratejinize en uygun usulle dilekçenizin içerisine yerleştirir.

İlgili ve Benzer Emsal Kararlar

BOZMA25 Haziran 2025

2024/113 E. · 2025/389 K.

Davalı tarafından ispanya’da bulunan merkez borçlu gösterilerek ve temsilciliğin adresi belirtilerek başlatılan takip nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti

Kararı İncele