Yargıtay Ceza Genel Kurulu
2023/557 Esas · 2025/216 Karar
Kelime ve Kanun Dizini
Yargıtay Karar Künyesi
Dava Konusu ve Uyuşmazlık
Eksik araştırmayla karar verilip verilmediğinin belirlenmesi
Yargılama Aşamaları Haritası
- 1. Aşama · bu karar
YARGITAY
BOZMA
Süreç kaydındaki diğer halkalar: Ağır Ceza · İstinaf (BAM)
- Mahkemesi
- Ağır Ceza
- Sayısı
- 240 - 407
Hüküm kalemleri (4)
- 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
- 2- Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 13.09.2022 tarihli ve 19108-4530 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
- 3- Samsun 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.12.2021 tarihli ve 240-407 sayılı beraat hükmünün, sanık hakkında eksik araştırma ile karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
- 4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.04.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 21.05.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
“Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında eksik araştırmayla karar verilip verilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.”
Dilekçede Kullanılabilir İçtihat ve Gerekçe Pasajları
Bu kararda mahkemenin hükmüne esas teşkil eden 1 gerekçe pasajı tespit edilmiştir.
“Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında eksik araştırmayla karar verilip verilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.”
Karar Özeti ve Gerekçe Analizi
Kararın Tam Metni
26.195 karakter · metni göstergizle
İtirazname No : 2022/10568
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 240 - 407
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık ...’in 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5/1 ile TCK’nın 62/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Samsun 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 06.12.2017 tarihli ve 338-436 sayılı hükmün, sanık, sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 23.01.2018 tarih ve 233-207 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bu hükmün de sanık, sanık müdafii ve Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 03.02.2021 tarih ve 7509-1246 sayı ile; ''…ByLock kullanıcısı olduğunu kabul etmeyen sanığın, ByLock uygulamasını kullandığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde teknik verilerle tespiti halinde, ByLock kullanıcısı olduğuna dair delilin atılı suçun sübutu açısından belirleyici nitelikte olması karşısında, Samsun Emniyet Müdürlüğünün 23.10.2017 tarihli yazısından sanığa ait ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının bulunamadığının anlaşılması karşısında, sanığın teknik olarak bu programı kullandığının tespiti açısından HİS(CGNAT) ve HTS kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması, yine UYAP’ta oluşturulan örgütlü suçlar bilgi bankasında sanık hakkında bilgi ve beyan olup olmadığı araştırılarak varsa onaylı örneklerinin dosya içerisine getirtilmesi, gerekirse ilgili şahısların tanık olarak dinlenmeleri sağlanarak tüm bu bilgi ve belgelerin CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunarak diyecekleri sorulduktan sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken yargılamaya devamla, sanığın ByLock kullanıcısı olduğuna dair yetersiz belgelere dayanılarak eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması'' isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde 01.12.2021 tarih ve 240-407 sayı ile sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar vermiştir.
Bu hükmün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 13.09.2022 tarih ve 19108-4530 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 31.10.2022 tarih ve 10568 sayı ile;
"...Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımız ile Yüksek Yargıtay 3. Ceza Dairesi arasında uyuşmazlık bozma sonrası yapılan yargılamada Bylock delili bakımından Bylock tespit ve değerlendirme tutanağı beklenilmeden eksik inceleme ile karar verilmiş olmasıdır.
...
Bozmaya uyularak yapılan yargılamada ise, bozma gereği alınan 14/07/2021 tarihli bilirkişi raporunda sanığın kullandığı 5317****** numaralı GSM hattının 17.08.2014-21.10.2014 tarihleri arasında 1033 adet Bylock sunucularına ait IP'lere bağlantı bilgisinin bulunduğu, Bylock sunucularına ait IP'lerine bağlantı sağladığı tarihlerde HIS (CGNAT) baz bilgileri ile HTS (GPRS) baz bilgilerinin uyumlu olduğunun tespit edildiği,
Sanığın Bylock tespit ve değerlendirme tutanağına yönelik yazılan müzekkereye Samsun Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğü tarafından verilen 18/11/2021 tarihli cevabi yazıda; '0531 *** ** ** numaralı GSM hattı itibarıyla bylock programına ait abonelik bilgilerinin mevcut olduğu, ancak bylock programına ait USER ID numarasının henüz tespit edilememiş olduğu, tespit edilemeyen USER ID‘lerin tespit ve eşleştirmelerine yönelik KOM Daire Başkanlığı bünyesinde oluşturulan bylock çalışma grubunun çalışmalarının devam ettiğinin, ... adına tespit edilen USER ID numarası olması durumunda düzenlenecek olan bylock tespit ve değerlendirme tutanağının mahkemeye gönderileceğinin' bildirildiği ve 18/11/2021 tarihli tutanağın 13/12/2021 tarihli 3. celsede okunduğu ancak bylock değerlendirme ve tespit tutanağı beklenilmeden karar verildiği anlaşılmıştır.
Ceza muhakemesinin amacı olan somut gerçeğin ortaya çıkarılması için delillerin eksiksiz olarak toplanması ve toplanan tüm delil araçlarının doğru değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, örgüte müzahir olduğu gerekçesiyle kapatılmasına karar verilen ... isimli derneğe 15.10.2010 tarihinde üye olan, dijital materyallerin incelenmesi neticesinede örgütle iltisaklı internet sitelerini takip ettiği saptananan sanık bakımından silahlı terör örgütüne üyelik suçunun unsurlarının tespiti için Bylock tespit ve değerlendirme tutanağına yönelik çalışmaların sonucu beklenilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulması ile bu kararın onanmasına yönelik yüksek Daire kararının usul ve yasaya aykırı olduğu" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 20.09.2023 tarih ve 37507-5899 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında eksik araştırmayla karar verilip verilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından; hâkim olarak görev yapmakta iken HSYK'nın 16.07.2016 tarihli ve 345 sayılı kararıyla görevden uzaklaştırılan ve 24.08.2016 tarihli ve 426 sayılı kararıyla meslekten ihraç edilen sanığın, Ankara Valiliği İl Dernekler Müdürlüğünün 29.07.2016 tarihli müzekkeresine göre; **** üye numarası ile 15.10.2010 tarihinde üye olduğu ...’dan 05.03.2015 tarihinde istifa etmek suretiyle ayrıldığı,
23.08.2016 tarihli Samsun İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen rapora göre; el konulan Sony Xperia Z3 Gold marka cep telefonunun imajında yapılan incelemede Fetö/Pdy ile iltisaklı olduğu düşünülen "... haber, ... gazetesi, ... gazetesi, ... düşünce gazetesi, ... haber,... gazetesi, ... ..." isimli uygulama ve internet sitelerine erişim sağlandığı,
27.03.2017 tarihli bylock tespit tutanağında, ''... ve Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğümüzce yapılan çalışmalarda kullandığı anlaşılan 0531 xxxx09, 0505 xxxx96 nolu GSM numarası hakkında Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi Başkanlığı sistemi üzerinden 27.03.2017 günü yapılan BYLOCK abonelik bilgileri sorgulaması sonucunda; ...'in BYLOCK abonelik bilgilerinin mevcut olduğu anlaşılmış olup 531 xxxx 09 GSM numarası ve 3589******0783 IMEI numarası ile ilk tespit tarihi 17.08.2014 olmak üzere bylock abonelik bilgileri sonuç ekranının'' bildirildiği,
Aynı içerikli 12.07.2017 tarihli bylock tespit tutanağı ile Samsun İl Emniyet Müdürlüğünün aynı tarihli müzekkeresinde bylock programı kullanılarak haberleşme, yazışma, mesaj vb. içeriklerle ilgili olarak çalışmaların devam ettiğinin belirtildiği,
13.05.2017 tarihli bylock tespit tutanağında, ''…Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 16.12.2016 tarih ve 2016/180056 sayılı soruşturma kapsamında tarafımıza gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda; ... ilinde hakim/savcı olduğu bildirilen ...'in 129.862 satırlık ByLock abone listesinin 5****'nci satırında kaydının olduğu, tespit edilen GSM aboneliğinin; 531xxxx09, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının 3589******0783 ve tespit edilen ilk tarihin 17.08.2014 olduğu görülmüş, şu ana kadar yapılan çalışmalarda mesaj mail vs. içeriklerine rastlanılmamıştır. ID eşleştirme çalışmaları devam etmekte olup çalışmalar tamamlandığında mesaj içeriklerinin incelenmesi neticesinde ID eşleşmesi yapılabileceğinin'' değerlendirildiği,
BTK’dan alınan internet bağlantı (CGNAT) iletişim sorgu sonuçlarına göre sanığın adına kayıtlı ve kullandığı 0531 xxxx09 numaralı GSM hattının Bylock sunucularına 17.08.2014-21.10.2014 tarihleri arasındaki dönemde 1033 kez bağlandığının tespit edildiği,
Sanığın teknik olarak Bylock programını kullanıp kullanmadığının tespiti amacıyla HIS (CGNAT) ve HTS kayıtlarının incelenmesi suretiyle yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen 14.07.2021 tarihli raporda, kullandığı 531xxxx09 numaralı GSM hattının 17.08.2014-21.10.2014 tarihleri arasında bylock sunucularına ait IP'lere 1033 adet bağlantı bilgisinin bulunduğu, bylock sunucularına ait IP'lere bağlantı sağladığı tarihlerde HIS (CGNAT) baz bilgileriyle HTS (GPRS) baz bilgilerinin uyumlu olduğunun belirlendiği,
29.07.2021 tarihli Tespit Tutanağı ve 18.11.2021 tarihli bylock abonelik bilgileri sorgulama tutanağında, sanığın aynı tarihlerde yapılan bylock abonelik bilgileri sorgusunda; adına kayıtlı 531 xxxx 09 numaralı GSM hattı üzerinden 17.08.2014 ilk tespit tarihli, kullanıcı kimlik numarası tespit edilemeyen Bylock programına ait abonelik bilgilerin mevcut olduğu, bylock programına ait kullanıcı kimlik numarasının henüz tespit edilemediği, bu nedenle kullanıcı kimlik numarası, kullanıcı adı, şifreleri, gruplarına dâhil oldukları kişileri, varsa giden gelen mesaj sayısının tespitinin mümkün olmadığı, henüz tespit edilemeyen bylock kullanıcı kimlik numaralarının tespit ve eşleştirmelerine yönelik KOM Daire Başkanlığı bünyesinde oluşturulan Bylock Çalışma Grubunun çalışmalarının devam ettiği, sanık adına tespit edilen kullanıcı kimlik numarası olması durumunda düzenlenecek olan bylock tespit ve değerlendirme tutanaklarının soruşturma/kovuşturma dostlarına gönderileceğinin belirtildiği,
Samsun İl Emniyet Müdürlüğünün 01.07.2021 tarihli müzekkeresi ve ekindeki tutanaklarda sanık hakkında FETÖ/PDY sorgu havuzu kayıtlarında yapılan sorgulama neticesinde, sanığın isminin geçtiği herhangi bir ifade, teşhis ve yeni bir bilgi veya belgeye rastlanılmadığı,
Anlaşılmaktadır.
Sanık aşamalarda benzer şekilde; FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle hiçbir bağlantısının bulunmadığını, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü olarak nitelenen yapıya müzahir bir okul olan ... Özel ... Erkek Lisesi mezunu olduğunu, ancak burada öğrenim gördüğü dönemde böyle bir nitelemenin söz konusu olmadığını, ...’a 2010 yılında üye olduğunu, bu dönemde Rize'de görev yaparken ...’dan bir görevlinin kendisini arayarak Rize'de temsilcileri olması hususunda rica etmesi üzerine kendi iradesiyle derneğe üye olduğunu, 2015 yılında da bir işlevi kalmadığını görünce yine kendi iradesiyle istifa ettiğini, derneğin hiçbir seçiminde oy kullanmadığını, telefonunda tespit edildiği belirtilen ... Haber, ... Haber gibi internet sitelerine girmiş olabileceğini, zira pek çok gazeteyi de benzer şekilde takip edip okuduğunu, bylock uygulamasını yüklemediğini ve kullanmadığını, böyle bir programdan haberinin dahi olmadığını, nasıl tespit edildiğini bilmediğini, gözaltına alındığı tarihte hakkında bylock tespitinin bulunmadığını, bu tespitin açığa alınmasından ve hakkında soruşturma başlatılmasından çok sonra yapıldığını, ilk bylock kullanıcıları listesinde yer almadığını, bu listeye sonradan art niyetli olarak eklendiğini düşündüğünü, adı geçen programın telefonuna bir virüsle bulaşmış olabileceğini ya da durumun IP çakışmasından kaynaklanabileceğini, hakkında hiçbir itirafçı beyanının bulunmadığını, suçlamaları kabul etmediğini savunmuştur.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler
Ayrıntıları ve hukuki mahiyeti Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı, 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ile bu suçların temyiz incelemesiyle görevli Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3-2017/3 sayılı ilamında açıklandığı üzere;
Örgüt üyesi, örgütün amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi, örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibarıyla süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Vesile Sonay Evik, "Cürüm İşlemek İçin Örgütlenme", Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı, Galatasaray Üniversitesi, 1. Basım, İstanbul 2004, s. 383 vd.).
Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin suç işlemek amacı olması aranır (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku, Özel Kısım, s. 263-266; Uğur Alacakaptan, "Genel Olarak ve Bazı Suçlar Bakımından Cürüm İşlemek İçin Örgüt (Teşekkül) Meydana Getirme Suçu", Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı, Galatasaray Üniversitesi, 1. Basım, İstanbul 2004, s. 28; İzzet Özgenç, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 280).
Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir (TCK madde 21/1). Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz (TCK madde 30/1). TCK’nın, "Hata" kenar başlıklı 30/1. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleştiği durumlarda, sanığın kasten hareket ettiğinden bahsedilemeyecek ve somut olayda tipik eylem gerçekleşmiş olsa da CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilecektir.
Hata (yanılma); kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi durumunda ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu hâlde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır.
FETÖ/PDY terör örgütünün, başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanında büyük bir kesimce böylece algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce erişinceye kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, örgütün ustaca gizlenen amacını bilenler ve bu amaçla örgütte görev alanlar açısından, suç tarihine bakılmaksızın hata savunmalarına itibar edilemeyeceğinde kuşku bulunmamakta ise de; terör örgütü olduğunu bilmeksizin içinde yer alan veya yardım eden sanıklar yönünden mensup olduğu ya da yardım ettiği yapının anayasal düzeni zorla değiştirmeyi, Anayasa'ya uygun olmayan yöntemlerle iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan bir terör örgütü olduğunu veya terör örgütüne dönüştüğünü anladığı veyahut exante bir değerlendirme ile dış aleme yansıyan olay ve olgular itibarıyla kendisinden anlamasının beklendiği tarihten itibaren davranışları ile bu örgütten ayrılma iradesini ortaya koyup koymadığı ve bu bağlamda TCK’nın 30/1. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir.
Öte yandan Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.
Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda reddolunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).
Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkânı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, "İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi", Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK'nın 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı kararı).
Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmı gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK'nın 11.06.2013 tarihli ve 36-294 sayılı kararı).
Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, muhtemel şüphenin gerekçeli bir şekilde tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili telif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti durumunda vicdani kanaate ulaşılmasının mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
Öte yandan, Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı ile 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere; kural olarak kişiler arasındaki haberleşme gizli olmakla beraber terör örgütlerinin yasa dışı amaçlarını gerçekleştirirken, mensuplarının ve faaliyetlerinin kolluk güçleri tarafından tespit edilememesi için çağın şartlarına uygun ve teknik olarak daha gelişmiş haberleşme sistemleri kullandıkları sıklıkla görülmektedir. Nitekim ByLock iletişim sistemi, global bir uygulama görüntüsü altında belli bir tarihten sonra yenilenen ve geliştirilen hâliyle münhasıran FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş bir programdır. Benzer iletişim araçlarında olduğu gibi sisteme dahil olup kullanmak kişilerin istekleriyle değil örgüt yöneticilerinin inisiyatifi ile gerçekleşmiştir. Üyeler arasındaki haberleşmede zaman zaman gündelik işlerle ilgili mesajlar paylaşılsa da ağırlıklı olarak örgütsel talimatların iletildiği, faaliyetlerin değerlendirildiği, örgüt mensupları arasındaki bağlılığı artırıcı ve motive edici haberlerin paylaşıldığı bir sisteme dönüştüğü anlaşılmıştır.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle örgüt talimatı ile bu ağa dâhil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının teknik verilerle tespiti hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil niteliği taşıyacağı nazara alındığında, anılan sistemin kullanıcısı olduğunu kabul etmeyen sanığa isnat edilen suçun sübutu açısından belirleyici nitelikteki bylock uygulamasını kullandığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde teknik verilerle tespiti amacıyla ilgili birimlerden ayrıntılı Bylock tespit ve değerlendirme tutanağı yeniden istenip tespite yönelik çalışmaların sonucu beklenerek tüm deliller CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunup diyecekleri sorulduktan sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiğinin gözetilmediği ve eksik araştırmayla hüküm kurulduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; "Yerel Mahkemenin kararındaki tespit ve gerekçeler ile Özel Dairenin işbu kararı onayan ilamında gösterilen değerlendirmeler yerinde olmakla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ileri sürülen itiraz nedenlerinde isabet bulunmadığını düşündüğümden Sayın Çoğunluğun görüşüne muhalifim."
Çoğunluk görüşüne katılmayan on bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; eksik araştırma söz konusu olmadığından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği,
Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 13.09.2022 tarihli ve 19108-4530 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Samsun 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.12.2021 tarihli ve 240-407 sayılı beraat hükmünün, sanık hakkında eksik araştırma ile karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.04.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 21.05.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Hukuki Kavramlar ve Konular
Bu Emsal Kararı Dilekçenize Eklemek İster misiniz?
Beyan.pro yapay zekâsı, dava dosyanızı inceleyip bu karardaki hukuki ilkeleri ve gerekçe pasajlarını savunma stratejinize en uygun usulle dilekçenizin içerisine yerleştirir.
İlgili ve Benzer Emsal Kararlar
2022/19 E. · 2024/214 K.
Sanığa atılı kasten öldürme suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesi