2023/232 E. · 2025/607 K.
Sanığa isnat edilen hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesi
2023/506 Esas · 2025/195 Karar
Hükümlü veya tutuklunun kaçması
YARGITAY
Süreç kaydındaki diğer halkalar: Asliye Ceza
“İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle İİK'nın "Borçlunun ödeme şartını ihlali halinde ceza" başlıklı 340. maddesinde düzenlenen eylemin niteliğinin belirlenmesi gerekmektedir. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndan farklı olarak 5237 sayılı TCK’da cürüm-kabahat ayrımı ve buna bağlı olarak da yaptırım sisteminde yer alan ağır hapis-hafif hapis ayrımına son verilmesi üzerine, Kanun’da kabahat olarak öngörülen bir kısım eylemler 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ile idari yaptırımı gerektiren kabahatler olarak…”
Bu kararda mahkemenin hükmüne esas teşkil eden 3 gerekçe pasajı tespit edilmiştir.
“İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle İİK'nın "Borçlunun ödeme şartını ihlali halinde ceza" başlıklı 340. maddesinde düzenlenen eylemin niteliğinin belirlenmesi gerekmektedir. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndan farklı olarak 5237 sayılı TCK’da cürüm-kabahat ayrımı ve buna bağlı olarak da yaptırım sisteminde yer alan ağır hapis-hafif hapis ayrımına son verilmesi üzerine, Kanun’da kabahat olarak öngörülen bir kısım eylemler 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ile idari yaptırımı gerektiren kabahatler olarak düzenlenmiş, bir kısım eylemler ise suç hâline getirilmiştir. Bu sistem ve yaptırım değişikliğinin zorunlu sonucu olarak, özel kanunlardaki yaptırım sisteminin de 5237 sayılı TCK’ya uyarlanması amacıyla 13.11.2004 tarihli ve 25642 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 7. maddesi ile kanunlarda, yaptırımı hafif hapis ve hafif para cezası olarak öngörülen eylemler ve buna bağlı olarak, İcra ve İflas Kanunu’nda, yaptırımı hafif hapis olarak öngörülen eylemler idari para cezası gerektiren kabahatlere dönüştürülmüştür.”
“Ancak bu genel uyarlama hükmünün yetersiz olduğunu gören kanun koyucu, 01.06.2005 tarihli ve 25832 sayılı mükerrer Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5358 sayılı İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile İİK’da yer alan eylemler ve yaptırımları yeniden düzenlemiş, bu kapsamda bir aydan üç aya kadar hafif hapis cezasını gerektiren İİK'nın "Borçlunun ödeme şartını ihlali halinde ceza" başlıklı 340. maddesi de; "111 inci madde mucibince veya alacaklının muvafakati ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir; ödemelerini tekrar keserse, hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. Ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi üç ayı geçemez." şeklinde değiştirilmiş, bu madde ile birlikte ayrıca 338/2, 339, 341, 343 ve 344. maddelerdeki eylemler de kabahat olarak düzenlenip disiplin hapsi veya tazyik hapsi şeklinde; 331, 332, 333, 333/a, 334, 335, 336, 337/a, 338/1, 342, 345/a ve 345/b. maddelerindeki eylemler ise suç olarak düzenlenip hapis cezası veya adli para cezası biçiminde yaptırımlara bağlanmıştır.”
“(5) Bu maddede yazılı hükümler, ceza infaz kurumu dışında çalıştırılan hükümlüler ile hapis cezası adli para cezasından çevrilmiş olanlar hakkında da uygulanır. ..." şeklinde hüküm altına alınmış (5.) fıkranın gerekçesi ise; "...bu madde hükümlerinin, ceza infaz kurumlan dışında çalıştırılırken kaçan hükümlüler ile, adli para cezasının infazına ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması dolayısıyla çevrilen hapis cezasının infazı sürecinde kaçan hükümlüler hakkında da uygulanacağı açıklanmıştır. Aslında bu hüküm, uygulamadaki duraksamaları gidermek amacıyla madde metnine konulmuştur." şeklinde belirtilmiştir.”
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza
SAYISI : 559-53
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Hükümlü veya tutuklunun kaçması suçundan sanığın 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 105/A-8 maddesi yollaması ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 292/1, 62/1, 53 ve 58/6. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının ikinci kez mükerirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Antalya 23. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 15.10.2015 tarihli ve 359-512 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 07.04.2021 tarih ve 17559-7973 sayı ile; "... Maddi ceza hukukuna ilişkin hükümler içeren basit yargılama usulünün 'hükme bağlanmış dosyalarda' uygulanmasını engelleyen 5271 sayılı CMK'nın geçici 5. maddesinin (d) bendindeki 'hükme bağlanmış' ibaresinin basit yargılama usulü yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi nedeniyle temyiz davasına konu dosyalarda lehe hükümler içeren CMK'nın 251/3. maddesinin uygulanması imkânının doğması ve bu konuda mahkemesince yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 31.12.2021 tarih ve 504-1000 sayı ile hükümlü veya tutuklunun kaçması suçundan sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223-2-a maddesi uyarınca beraatine karar verilmiş, bu hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 06.09.2022 tarih, 1457-11788 sayı ve oy çokluğu ile; "Hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunun oluşabilmesi için, hakkında tutuklama veya kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan kişinin, tutukevinden, ceza infaz kurumundan ya da gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçması gerektiği; somut olayda, Kütahya 1. İcra Ceza Mahkemesince borçlunun ödeme şartını ihlali suçundan tazyik hapsi cezası verilen sanığın, tazyik hapsinin niteliğine aykırı olarak Açık Ceza İnfaz Kurumundan özel izin ile ayrıldıktan sonra, izin süresinin bitmesine rağmen kuruma dönüş yapmayarak kaçması şeklinde gerçekleşen eyleminin TCK'nın 292/1. maddesinde düzenlenen hükümlünün kaçması suçunu oluşturduğu"nun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Daire Üyesi ...; sanığa isnat edilen hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Yerel Mahkeme ise 20.01.2023 tarih ve 559-53 sayı ile; "Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 17.04.2018 tarih ve 2018/674 Esas, 2018/4686 Karar ve Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 13.06.2017 tarih ve 2017/9182 Esas, 2017/7045 Karar sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunun oluşabilmesi için, hakkında tutuklama veya kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan kişinin, tutukevinden, ceza infaz kurumundan ya da gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçması gerektiği; somut olayda, sanık hakkında, Kütahya 1. İcra Ceza Mahkemesince 3 aya kadar tazyik hapsi cezası verildiği ve tazyik hapsi cezasını infaz etmekte iken tazyik hapsinin niteliğine uygun olmayan biçimde özel izne gönderilip izinden zamanında dönmemesi biçiminde gerçekleşen eylemi nedeni ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 292/1. maddesinde düzenlenen suçun yasal unsurlarının oluşmayacağı" gerekçesiyle bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın beraatine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.04.2023 tarihli ve 43479 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 26.10.2023 tarih ve 1330-8085 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; borçlunun ödeme şartını ihlal eylemi nedeniyle 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 340. maddesi uyarınca tazyik hapsine karar verilen ve bu kararın infazı sırasında Antalya Açık Ceza İnfaz Kurumunda bulunmakta iken 15.11.2013 tarihinde özel izne gönderilip 22.11.2013 tarihinde kuruma geri dönmesi gerekirken dönmeyen sanığa isnat edilen hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle İİK'nın "Borçlunun ödeme şartını ihlali halinde ceza" başlıklı 340. maddesinde düzenlenen eylemin niteliğinin belirlenmesi gerekmektedir.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndan farklı olarak 5237 sayılı TCK’da cürüm-kabahat ayrımı ve buna bağlı olarak da yaptırım sisteminde yer alan ağır hapis-hafif hapis ayrımına son verilmesi üzerine, Kanun’da kabahat olarak öngörülen bir kısım eylemler 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ile idari yaptırımı gerektiren kabahatler olarak düzenlenmiş, bir kısım eylemler ise suç hâline getirilmiştir. Bu sistem ve yaptırım değişikliğinin zorunlu sonucu olarak, özel kanunlardaki yaptırım sisteminin de 5237 sayılı TCK’ya uyarlanması amacıyla 13.11.2004 tarihli ve 25642 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 7. maddesi ile kanunlarda, yaptırımı hafif hapis ve hafif para cezası olarak öngörülen eylemler ve buna bağlı olarak, İcra ve İflas Kanunu’nda, yaptırımı hafif hapis olarak öngörülen eylemler idari para cezası gerektiren kabahatlere dönüştürülmüştür.
Ancak bu genel uyarlama hükmünün yetersiz olduğunu gören kanun koyucu, 01.06.2005 tarihli ve 25832 sayılı mükerrer Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5358 sayılı İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile İİK’da yer alan eylemler ve yaptırımları yeniden düzenlemiş, bu kapsamda bir aydan üç aya kadar hafif hapis cezasını gerektiren İİK'nın "Borçlunun ödeme şartını ihlali halinde ceza" başlıklı 340. maddesi de; "111 inci madde mucibince veya alacaklının muvafakati ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir; ödemelerini tekrar keserse, hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. Ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi üç ayı geçemez." şeklinde değiştirilmiş, bu madde ile birlikte ayrıca 338/2, 339, 341, 343 ve 344. maddelerdeki eylemler de kabahat olarak düzenlenip disiplin hapsi veya tazyik hapsi şeklinde; 331, 332, 333, 333/a, 334, 335, 336, 337/a, 338/1, 342, 345/a ve 345/b. maddelerindeki eylemler ise suç olarak düzenlenip hapis cezası veya adli para cezası biçiminde yaptırımlara bağlanmıştır.
Bu aşamada "Hükümlü veya tutuklunun kaçması" suçuna ilişkin 765 sayılı TCK’da yer alan düzenlemeler ile 5237 sayılı TCK’nın 292. maddesinin kanunlaşma sürecine değinilmesinde fayda bulunmaktadır.
765 sayılı TCK’nın 298. maddesi;
"Bir kimse bir suçtan dolayı kanun dairesinde tutuklandıktan sonra kaçarsa iki aydan altı aya kadar hapsolunur.
...",
299. maddesi ise;
"Bir kimse bir suçtan dolayı kanun dairesinde hapsedildikten sonra kaçarsa aşağıda yazılı şekillerde ceza görür:
..." şeklinde hüküm altına alınarak hükümlü veya tutuklunun kaçması suçu iki ayrı maddede düzenlenmiştir.
765 sayılı TCK’daki düzenlemelere paralel olarak 5237 sayılı TCK'ya yönelik olarak yapılan çalışmalar sırasında Meclis Adalet Komisyonu tarafından kabul edilen Türk Ceza Kanunu Tasarısı'nın "Gözaltına alınanın veya tutuklunun kaçması" başlıklı 292. maddesi;
"(1) Bir suçtan dolayı gözaltına alındıktan veya tutuklandıktan sonra kaçan kimseye altı aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.
...",
"Hükümlünün kaçması" başlıklı 293. maddesi ise;
"(1) Bir suçtan dolayı mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlandıktan veya bu maksatla yakalandıktan sonra kaçan hükümlü, aşağıdaki şekilde cezalandınlır:
...
(5) Bu maddede yazılı hükümler, ceza infaz kurumu dışında çalıştırılan hükümlüler ile hapis cezası adli para cezasından çevrilmiş olanlar hakkında da uygulanır.
..." şeklinde hüküm altına alınmış (5.) fıkranın gerekçesi ise; "...bu madde hükümlerinin, ceza infaz kurumlan dışında çalıştırılırken kaçan hükümlüler ile, adli para cezasının infazına ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması dolayısıyla çevrilen hapis cezasının infazı sürecinde kaçan hükümlüler hakkında da uygulanacağı açıklanmıştır. Aslında bu hüküm, uygulamadaki duraksamaları gidermek amacıyla madde metnine konulmuştur." şeklinde belirtilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında "Gözaltına alınanın veya tutuklunun kaçması" başlıklı 292. madde ile "Hükümlünün kaçması" başlıklı 293. madde "Hükümlü veya tutuklunun kaçması" başlığı altında 292. madde olarak;
"(1) Tutukevinden, ceza infaz kurumundan veya gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçan tutuklu veya hükümlü hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
...
(5) Bu maddede yazılı hükümler, ceza infaz kurumu dışında çalıştırılan hükümlüler ile hapis cezası adlî para cezasından çevrilmiş olanlar hakkında da uygulanır.
..." şeklinde birleştirilip değiştirilmesine ilişkin önerge verilmiş, bu önergenin Genel Kurulca da kabul edilmesi üzerine 5237 sayılı TCK'nın İkinci Kitap, Dördüncü Kısımının, "Adliyeye Karşı Suçlar" başlıklı İkinci Bölümde yer alan "Hükümlü veya tutuklunun kaçması" başlıklı 292. maddesi 12.10.2004 tarihli ve 25611 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Görüldüğü üzere gerek 765 sayılı TCK’nın 299. maddesinde gerekse Meclis Adalet Komisyonu tarafından kabul edilen Türk Ceza Kanunu Tasarısı’nın 293. maddesinde "Hükümlünün kaçması" suçunun yasal unsuru olarak gösterilen "Bir suçtan dolayı" ibaresi Meclis Genel Kurulu’na verilen değişiklik önergesi üzerine madde metninden çıkartılmıştır.
Diğer taraftan 5275 sayılı CGTİHK'nın 97. maddesinin birinci fıkrası; "İzinden dönmeyen veya iki günden fazla bir süre geçtikten sonra dönen hükümlüler hakkında Türk Ceza Kanununun 292 nci ve izleyen maddelerinde yazılı hükümler uygulanır..." şeklinde düzenlenmiş olup izinli olarak çıkan hükümlünün izin süresi bittiği hâlde dönmemesi veya iki gün geçtikten sonra dönmesi hâlinde de hükümlü veya tutuklunun kaçması suçu oluşacaktır.
Kanun koyucunun hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunu düzenlemesindeki amacı, devletin adli yargı fonksiyonlarını yerine getirebilmesinin ve bu bağlamda ceza infaz sisteminin etkin bir biçimde işlemesinin sağlanmasıdır. Anayasa Mahkemesinin 27.12.2018 tarihli ve 153-119 sayılı kararında da anılan suçun öngördüğü ceza yaptırımının "...devletin adli yargı fonksiyonlarını, cezaların infazı ile ulaşılmak istenen amaçlar çerçevesinde yerine getirebilmesini, ceza infaz sisteminin etkin bir biçimde işlemesini," sağlamayı amaçladığına değinilmiştir.
Hükümlü veya tutuklunun kaçması suçu faili bakımından özgü bir suç olup fiil anında kişinin tutuklu veya hükümlü statüsünde olması gerekmektedir. Madde metninde yer alan "Hükümlü" deyiminden ne anlaşılması gerektiği ise gerek 5237 sayılı TCK’nın "Tanımlar" başlıklı 6. maddesinde gerekse bahse konu suça ilişkin gerekçede belirtilmemiştir. Bu anlamda söz konusu madde metninde belirtilen "Hükümlü" deyiminden ne anlaşılması gerektiği hususu üzerinde durulması gerekmektedir.
Genel olarak hükümlü kavramı; Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde; "Ceza hükmü verilmiş, hüküm giymiş, mahkûm" şeklinde tanımlanmış, öğretide de; "yargılama sonucu hakkında mahkemece verilen mahkûmiyet kararı kesinleşen kişidir." (Ahmet Gündel, Yeni Türk Ceza Kanunu Açıklaması, Ankara, 2009, 4. Cilt, s. 5305), "Bir kişinin bir suç dolayısıyla kesin hükümle mahkûmiyeti anlamındadır." (Hasan Gerçeker, Yorumlu & Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2020, 5. Baskı, 2. Cilt, s. 2586), "Hapis veya adli para cezasına ilişkin mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesiyle kişi hükümlü statüsünü kazanmaktadır." (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Hukuk, Ankara 2019, 15. Bası, s. 823-824) biçiminde açıklamalara yer verilmiş ise de TCK'nın 292. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Hükümlü" deyiminin kapsamının belirlenmesi için aynı maddenin "Bu maddede yazılı hükümler...hapis cezası adlî para cezasından çevrilmiş olanlar hakkında da uygulanır." şeklinde hüküm altına alınan beşinci fıkrasının gözden kaçırılmaması gerekmektedir. Bu düzenlemeye göre hapis cezası adli para cezasına çevrilenler de bu suçun faili olabileceklerdir.
Gelinen noktada adli para cezasından çevrilen hapsin niteliği ile TCK'nın 292. maddesinin beşinci fıkrasının fail bakımından istisnai diğer bir ifade ile sınırlayıcı bir hüküm olarak düzenlenip düzenlenmediğinin belirlenmesi gerekmektedir.
CGTİHK'nın "Adli para cezasının infazı" başlıklı 106. maddesinin üçüncü fıkrası; "Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adlî para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarınca hapsedilir." şeklinde iken 28.06.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 81. maddesi ile "Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün, hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması hâlinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir." şeklinde değiştirilmiştir. Buna göre adli para cezasının ödenmemesi durumunda anılan fıkranın ilk hâlinde hükümlü ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarınca hapsedilmekte; değişiklik sonrası hâlinde ise kamuya yararlı işte çalıştırılmasına karar verilip bu yükümlülüğe aykırı davranılması hâlinde ise çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan cezası infaz kurumunda yerine getirilmektedir. Ancak bu hapis suç karşılığında uygulanan yaptırım olarak düzenlenen hapis cezası değildir; tazyik hapsi niteliğindedir. Nitekim CGTİHK’nın "Adlî para cezalarının infazı" başlıklı 106. maddesinin dokuzuncu fıkrasında suç tarihi itibarıyla adlî para cezasından çevrilen hapsin infazının ertelenemeyeceği ve bunun infazında koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanamayacağı, hapse çevrilmiş olmasına rağmen hak yoksunlukları bakımından esas alınacak olanın adlî para cezası olduğu belirtilmiştir (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Hukuk, Ankara 2019, 15. Bası, s. 848; Berrin Akbulut, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2017, 4. Baskı, s. 804; Murat Aksan, Başkası Yerine Ceza İnfaz Kurumuna veya Tututevine Girme Suçu, Hakemli Makale). Ayrıca Adlî Sicil Kanunu’nun "Adlî sicile kaydedilecek bilgiler" başlıklı 4. maddesi de;
"(1) Türk mahkemeleri tarafından vatandaş veya yabancı hakkında verilmiş ve kesinleşmiş mahkûmiyet hükümleri adlî sicile kaydedilir. Bu bağlamda;
...
c) Adlî para cezası ile ilgili olarak;
...
3. Adlî para cezasının tazyik hapsi suretiyle kısmen veya tamamen infaz edildiği hususu,
4. Adlî para cezasının tazyik hapsinden sonra kalan kısmının ödenmek suretiyle infaz edildiği hususu,
...
Adlî sicile kaydedilir." şeklinde hüküm altına alınarak adli para cezasından çevrilen hapsin de tazyik hapsi niteliğinde olduğu ifade edilmiştir. Bu anlamda adli para cezasını ödemeyen ve değişiklik sonrası kamuya yararlı işte çalışma yükümlülüğüne de aykırı hareket eden kişi, yükümlülüklerinin gereğini yerine getirmesini sağlamak için, belli ölçüde icbar edilebilmekte ve bu amaçla bir süreye kadar hürriyetinden yoksun bırakılmakta, ancak, yükümlülüğün yerine getirilmesi hâlinde, bu yaptırımın uygulanmasına derhal son verilmektedir (CGTİHK'nın 106/8).
Öte yandan, 5237 sayılı TCK'nın "Bu maddede yazılı hükümler...hapis cezası adlî para cezasından çevrilmiş olanlar hakkında da uygulanır." şeklinde düzenlenen 292. maddesinin beşinci fıkrasında, adli para cezasından çevrilen tazyik hapsinin infazı sırasında ceza infaz kurumundan veya gözetimi altında bulunduğu görevlinin elinden kaçan kişilerin de bu suçun faili olabilecekleri ayrıca belirtilmiş ise de, anılan fıkranın aynı şekilde yer aldığı Türk Ceza Kanunu Tasarısı'nın 293. maddesinin gerekçesinde, bu hükmün uygulamadaki duraksamaları gidermek amacıyla madde metnine konulduğunun açıklanması karşısında; söz konusu fıkranın fail bakımından istisnai, diğer bir ifade ile sınırlayıcı bir hüküm olarak düzenlenmediği kabul edilmelidir.
Diğer taraftan tazyik hapsi kararının infazına ilişkin mevzuat hükümlerinin de incelenmesinde fayda bulunmaktadır.
CGTİHK'nın "Açık ceza infaz kurumları" başlıklı 14. maddesinin suç tarihinde yürürlükte olan ikinci fıkrası; "Hükümlülerin açık cezaevlerine ayrılmalarına ilişkin esas ve usûller yönetmelikte gösterilir." şeklinde düzenlenmiş, bu maddeye dayanılarak çıkartılan Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği’nin "Doğrudan açık kuruma alınacak hükümlüler" başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde; İİK gereğince tazyik hapsine tabi tutulanların cezalarının doğrudan açık kurumlarda yerine getirileceği, suç tarihinden sonra 22.08.2015 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 3. maddesi ile değiştirilen "Açık kuruma ayrılamayacak hükümlüler" başlıklı 8. maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendinde ise; İİK gereğince verilen hapsen tazyik veya tazyik hapisleri dışında, diğer kanunlarda düzenlenen tazyik, disiplin veya zorlama hapislerinin tamamının kapalı kurumlarda infaz edileceği belirtilmiştir.
CGTİHK’nın "Hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesi" başlıklı 17. maddesinin altıncı fıkrasında; disiplin veya tazyik hapsine mahkûm olanların bu madde hükümlerinden yararlanamayacakları düzenlenmiştir.
Suç tarihinde yürürlükte olan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün "Disiplin hapsi ve tazyik hapsi kararlarının infazı" başlıklı 193. maddesi;
"...
(2) Tazyik hapsi kararlarının Cumhuriyet başsavcılığınca infazında aşağıdaki esas ve usuller uygulanır;
...
b) Bu kararlar, hükümlünün kararda belirtilen adresinde bulunan mahalli kolluk kuvvetlerine veya ilgilinin bu adreste bulunamaması halinde yargı çevresi dışındaki o yer Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.
...",
29.03.2020 tarihli ve 31083 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik’in "Hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesi" başlıklı 43. maddesinin 6. fıkrası;
"Bu madde hükümleri;
...
c) Disiplin veya tazyik hapsine mahkûm olanlar,
hakkında uygulanmaz.",
Aynı Yönetmelik’in "Disiplin hapsi ve tazyik hapsi kararlarının infazı" başlıklı 145. maddesi ise;
"...
(2) Tazyik hapsi kararlarının Cumhuriyet başsavcılığınca infazında aşağıdaki esas ve usuller uygulanır:
...
b) Bu kararlar, hükümlünün kararda belirtilen adresinde bulunan mahalli kolluk kuvvetlerine veya ilgilinin bu adreste bulunamaması hâlinde yargı çevresi dışındaki o yer Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.
...",
Şeklinde hüküm altına alınmıştır.
CGTİHK’nın 14. maddesinin ikinci fıkrası suç tarihinden sonra 15.04.2020 tarihli ve 31100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile değiştirilerek;
"Aşağıdaki hâllerde hükümlüler hakkında verilen cezalar doğrudan açık ceza infaz kurumlarında yerine getirilir:
...
d) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu gereğince tazyik hapsine tabi tutulanlar." şeklinde yeniden düzenlenmiş ve madde son hâlini almıştır.
Görüldüğü üzere tazyik hapsi kararının infazının CGTİHK’ya dayanılarak hazırlanan Yönetmelik ile suç tarihinde yürürlükte olan Tüzük hükümlerine göre yapıldığı ve ilgili mevzuat hükümlerinde haklarında tazyik hapsi kararı verilen kişilerin de hükümlü olarak ifade edildikleri anlaşılmaktadır.
B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme
Sanığın, borçlunun ödeme şartını ihlal eylemi nedeniyle İİK'nın 340. maddesi uyarınca tazyik hapsine karar verildiği ve bu kararın infazı sırasında Antalya Açık Ceza İnfaz Kurumunda bulunmakta iken 15.11.2013 tarihinde özel izne gönderilip 22.11.2013 tarihinde kuruma geri dönmesi gerekirken dönmeyerek CGTİHK'nın 105/A-8 maddesi yollaması ile 5237 sayılı TCK'nın 292/1. maddesinde düzenlenen hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunu işlediği iddia edilen olayda;
Her ne kadar borçlunun ödeme şartını ihlal eylemi İİK'nın 340. maddesinde kabahat olarak düzenlenip tazyik hapsi biçiminde yaptırama bağlansa da gerek 765 sayılı TCK’nın 299. maddesinde gerekse Meclis Adalet Komisyonu tarafından kabul edilen Türk Ceza Kanunu Tasarısı’nın 293. maddesinde anılan suçun yasal unsuru olarak gösterilen "Bir suçtan dolayı" ibaresinin Meclis Genel Kuruluna verilen değişiklik önergesi üzerine madde metninden çıkartılması, TCK'nın 292. maddesinin "Bu maddede yazılı hükümler,...hapis cezası adlî para cezasından çevrilmiş olanlar hakkında da uygulanır." şeklinde düzenlenen beşinci fıkrasında anılan madde hükümlerinin adli para cezasından çevrilen tazyik hapsinin infazı sırasında ceza infaz kurumundan veya gözetimi altında bulunduğu görevlinin elinden kaçan kişiler hakkında da uygulanacağı ayrıca belirtilse de gerekçeden hareket edildiğinde bu düzenlemenin suçun failine ilişkin istisnai diğer bir ifade ile sınırlayıcı bir hüküm olarak getirilmeyip sadece uygulamadaki duraksamaları gidermek amacıyla madde metnine konulduğunun anlaşılması, anılan suçun kanun koyucu tarafından devletin adli yargı fonksiyonlarını yerine getirebilmesi ve bu bağlamda ceza infaz sisteminin etkin bir biçimde işlemesinin sağlanması amacıyla düzenlenmesi, tazyik hapsi kararlarının infazının CGTİHK, bu Kanun’a dayanılarak hazırlanan Yönetmelik ve suç tarihinde yürürlükte olan Tüzük hükümlerine göre yapılması ve ilgili mevzuat hükümlerinde haklarında tazyik hapsi kararı verilen kişilerin de hükümlü olarak kabul edilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın TCK’nın 292. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hükümlü veya tutuklunun kaçması suçu bakımından "Hükümlü" statüsünde bulunduğu ve sanığa isnat edilen suçun yasal unsurlarının oluştuğu, dava zamanaşımı hususunun mahkemesince gözetilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 15.12.2020 tarihli ve 1121-519 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün isabetli olduğu düşüncesi ile karşı oy kullanmıştır.
IV. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Antalya 23. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.01.2023 tarihli ve 559-53 sayılı direnme kararına konu hükmünün; sanığa isnat edilen hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunun yasal unsurları itibarıyla oluştuğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.04.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Beyan.pro yapay zekâsı, dava dosyanızı inceleyip bu karardaki hukuki ilkeleri ve gerekçe pasajlarını savunma stratejinize en uygun usulle dilekçenizin içerisine yerleştirir.
Sanığa isnat edilen hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesi